Ah Çarşamba Pazarı, sen ne şenlikli bir topluluğa ev sahipliği yapıyorsun! Bu coğrafyanın ruhunu ve neşesini teneffüs ederek büyüyenlerdenseniz, Çarşamba pazarında fındık deposu hikâyelerine dair duyacağınız hikâyeler sizi çocukluğunuza döndürebilir.
Gelip geçen çocukların tatlı telaşı, fındık kabuğunu kıran çekiçlerin ahengine karışan insan kalabalığının mırıltısı, tezgâhtarların enerjik çığlıkları, fındık torbalarının hışırtısı… Bir müzik dinletisi gibi kulağınıza çalınan bu eşsiz melodileri duyabiliyor musunuz?
Bu fındık deposu öykülerin ana kahramanı Elma Hanım, onlarca yıldır pazarda fındık satıyor. Tezgahını her daim taptaze fındıklarla donatıyor. Alıcılarına hikayeler anlatıyor, alışverişlerini eğlenceli hale getiriyor. Elma Hanım, sahip olduğu onca fındığı, cömertlikle hikâyelerle harmanlayıp sunuyor.
Bu depoda yıllara meydan okuyan bir makinanın öyküsü de var. Metal ve yağ kokusuyla birlikte zamana karşı direnişin hikayesi karşınızda. Pazardaki en yaşlı makinanın fındıkları ne kadar çabuk kırdığına hayran kalırsınız.
Şu da var: fındık deposunun acı tatlı anıları. Hem satıcıların hem de alıcıların duygu yüklü kahkahalarına, gözyaşlarına ve sıcak sohbetlerine şahitlik eden bu depo, bir tür toplumsal hafıza olmuş. O tezgahlardaki fındıklar kaç kişiye, kaç evlat, baba, anne, dede, ninelere doyum sağlamış bilemezsiniz.
Belki burası Çarşamba Pazarı, belki sadece bir fındık deposu. Ama hepimiz biliyoruz ki, Çarşamba Pazarı’ndaki fındık deposu, sadece fındıklardan ibaret değil. Sağdaki fındık kırma makinesi, soldaki fındık çuvalları... Hepsi, milyonlarca hikayenin sessiz kahramanı. Sesler, kokular, renkler… hepsi birleşip, sonsuz bir hikaye oluşturuyor.
Evet, bunlar sadece bir fındık deposunun öyküleri olabilir. Ama unutmayın ki, her fındık kabuğunun içinde, ayrı bir hayat, ayrı bir macera ve ayrı bir hikâye yatar. Ve her bir hikâye, pazarda yaşam dolu bir ahenk oluşturur, Çarşamba Pazarı'ndaki fındık deposunda.
Daha »»»