Blog

Kızılırmak Deltasında Kanatlarına Özgürlük Veren Misafirler

Hepimizin aynı yıldızlara baktığı, aynı rüzgara karşı geldiği bir dünyada, Kızılırmak deltasında kanat çırpmanın, özgürlük havasının ne demek olduğunu az mı çok mu biliriz bilmesek de hiç fark etmez. Hayatın her köşesinde buluşabilmek gibi bir yeteneği olan bu uçan dostlarımız, şafak vakti yataklarından kalkıp güne ilk ışıklarla gözlerini açıyor ve bize yaşamın ritmini yeniden hatırlatıyor. İnce beli, rengarenk tüyleri ve sakin mizacıyla ünlü flamingolar, egemenliklerini belirten leylekler ve incelikli beyaz pelikanlar, delta sakinlerinin her daim sıcak ve hoş bir karşılamayla misafir ettiği sessiz yolcularımız. Sabahın erken saatlerinde, hangi köyden kalkıp geldiğimizi unutarak, kürek çırpıp kır çiçeklerinin kokusunu soluyan leyleklerle yan yana geliyoruz. Kızılırmak nehrinin suyunu böyle serin, taze ve kıvamlı bir havayla içeceklerini fark edince, biraz daha yavaş uçmaya, daha fazla zaman geçirmeye başlıyorlar. Deltasıyla özdeşleşen birçok yaban hayvanının, Kızılırmak'ın geniş sularının üzerinde süzülüp semaların ötesinde başka hayatlara uçmaktan büyük bir keyif aldıkları her halinden belli oluyor. Burada doğanın melodisine eşlik eden çocuklar, kendilerinden geçerek dans ederken, özgürce ve coşkuyla kanat çırpıyorlar. Sanki doğada tek bir notası eksik çalmamış bir orkestra, tüm bu yaşamın eşsiz bestesini oluşturuyor. Eksik olmasın diyerek, akşamları kırlangıçların telaşlı uçuşunu seyre dalıyorum. Gün batarken, leyleklerin sessizce söylediği ninnilerle uykuya hazırlanırken, tüylerim diken diken oluyor. Kızılırmak nehrinin eşsiz manzarasıyla, yıldızların altında, doğanın rahatlatıcı sesi ile birlikte kısa bir uykuya dalıyorum. Kızılırmak Deltası'nda bir gün daha bitiyor. Ancak her sabah yeniden uyandığımızda, her bir kuş türü, kanat çırpışlarıyla, ötüşleriyle, tüm doğal güzellikleriyle yeniden hayata dönüşümüzü kutluyor. Her biri farklı bir hikayenin parçası oluyor ve bu hikayeleri, Kızılırmak Deltası'na gelip, kendi gözlerinizle gördüğünüzde daha iyi anlayabilirsiniz. Burası, doğanın sıcak kucaklamasıyla yolculuğumuzu sürdürdüğümüz, hayatın tüm ayrıntılarını bir araya getiren eşsiz bir yer. Çünkü burası, tüm bu özel canlılarla dolu ve onlar için bir cennet. Ve tabii ki, tüm bu hayatı görmek ve hissetmek için bir neden daha var: Kızılırmak Deltası. Daha »»»

19 Mayıs Sahilinde Renkli Bir Karnaval: Bayrak Yarışı

19 Mayıs sabahı geleneksel bayrak yarışımızı düzenlediğimizde, bu renkli sahil kasabamız tam anlamıyla canlandı. Sıcak güneş enerjisini toplayan sakin mavi deniz, zıplatan bir sürü mutlu çocuk yüzü yaratıyor. Canlı, sevinç dolu ve enerjiyle dolu olan bu manzara, samimiyetin taze bir rüzgarının dalgalandığı bir bayrakla tamamlandı. Yarışma sabahı, sabahın erken saatlerinde, kusursuz düzenli evlerin yanı sıra hareket eden renkli çamaşır tellerinin yanında, tatlı fırınlarınızın eşsiz kokusuyla uyanan tüm kasaba bir araya geldi. Cıvıl cıvıl küçük ördekler neşeyle tüm gölü sallıyordu ve halk şimdiden çimler üzerinde şampanya ve sandviçlerle aile piknikleri düzenliyordu. Hem gençler hem de yetişkinler, heyecan dolu coşkulu haykırışlarla deniz kenarında sırayla yerlerini aldılar. Her yüz, kasabanın maskotu olmuş olan bu etkinliğin renklerine boyanmıştı. Bu gençlerin cesaret ve azimlerini görmek, oldukça heyecan verici ve hareket halindeydi. Yarışın sonunda ise herkes heyecan içinde bayrak yarışını kazananın kim olacağını bekledi. Genç Fatih, bayrağı son çizgiye ilk ulaştıran oldu. Sıcak yaz güneşi altında güçlü, enerjik ve kararlı bir şekilde koştu. Kasabanın her yanından alkışlar ve tezahüratlarla karşılandı. Yarışın ardından, etkinlik alanı heyecan ve bayram coşkusuyla doldu. Gülümsemeler, kahkahalar ve arkadaş canlısı tokalaşmalar, taze pişmiş ekmek ve yeşillik kokusunun arasında hızla yayıldı. Çocuklar yüksek sesle kahkahalar atarken, yetişkinler güneşi ve serin deniz esintisini keyifle izliyordu. Geçit töreninden sonra herkes denize döküldü ve deniz kenarında bir akşam pikniği yaptılar. Bu, birlik, beraberlik ve dostluğun, sempatik ve dinamik bir ortamda kutlandığı bir gündü. 19 Mayıs sahilindeki bayrak yarışı sadece bir spor etkinliği değil, aynı zamanda bu renkli sahil kasabasının hayatını renklendiren ve canlandıran bir etkinlik oldu. Her yüzünde gülümseme olan herkes için bu hikayenin bir parçası olmak, bu özel anılarla ömür boyu yaşayacaktır. Böyle bir günde olup bitenlerin hikayesi, kasabamızda her zaman unutulmaz bir yer bulacaktır. Bir dahaki sefere, bu renkli manzarayı ve gelişmekte olan olayları daha da yakından yaşamak için bize katılmanızı umuyoruz! Bayrak yarışı öncesi bu heyecan dolu anlara tüm kasaba ile birlikte tanıklık edin. Yeriniz burası, 19 Mayıs'ta denizin kenarında, bayraklar dalgalanırken ve siz güneşin altında eğlenirken! Daha »»»

Çarşamba Pazarı'nda Fındığın Kokusu

Selamun aleyküm dostlar, huzurlarınızda Çarşamba Pazarı'nda fındık deposu hikayeleri ile kısacası hayatın kendisi ile dolu bir yazıya hoş geldiniz. Öncelikle sizlere her Çarşamba açılan bu pazarın, kentin kalbinde yer aldığını, adeta can suyu olduğunu belirtmek isterim. Adeta pazar, bize Ege kıyılarının taze ürünlerini ulaştırıyor, Karadeniz'in mavi yeşil tepelerinden nefesini alıp, Büyük Menderes nehrinin ışıltılı sularında yıkıyor. Çarşamba sabahları uyanır uyanmaz ilk duyduğum seslerden biri, pazarın hemen kıyısında oturan Ramazan amcanın bağırışları olur. Fındığı henüz elime almadan önce, onun "Çarşamba Pazarı'nda fındığın en tazesi" nidaları kulağımda çınlar. Pazarın o çok tanıdık kalabalığı, bir bir indirilen sebzeler, meyveler ve fındıklar... Fındık deposuna doğru yürüdüğünüzde, serin bir havayı ensenizde hissedersiniz. Havada taze fındık kokusunun dışında, eski odun sandıkların ve hafif nemin kokusunu da alırsınız. Özellikle yeni toplanmış ve henüz kabuklarından çıkarılmış fındıkların mis gibi kokusunu içine çekmek, bambaşka bir keyif verir insana. O an kendinizi, yeşil ağaçların gölgesinde, serin bir Karadeniz tepesine ışınlanmış gibi hissedersiniz. Müşterilerle şakalaşan Ali usta ise manzarayı tamamlayan en önemli detaylardan biri. Onun samimi gülüşü, komşu tezgahtaki Fatma teyzenin hafif şikayetleri arasında pazarın belki de en huzurlu köşesi. Yaşanan pandemi günlerinde bu eşsiz manzarayı özlemle anımsayarak içimiz burkulsa da, biliyoruz ki tekrar oradayız, taze fındıklarımızı seçiyor, Ali usta ile güzel bir muhabbet ediyor ve güleryüzünü alıyoruz. Benim için pazar, sadece meyve sebze almak veya haftalık ihtiyaçlarımı tamamlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bu pazarda geçirdiğim saatler, tüm haftanın yorgunluğunu atmak, stres atmak anlamına da geliyor. Sizlere bu minik hikayeyi anlatırken bile kendimi çok daha huzurlu hissediyorum. Bu sizlere her hafta aktaracağım Çarşamba pazarı hikayelerimin de ilk bölümü oldu. Dostça kalın ve fındıklarınızı Çarşamba pazarından almayı unutmayın! Daha »»»

Salıpazarı'nın Köy Ekmek Mirası

Kokusuyla ve tadıyla doğal ve sağlıklı köy ekmeği yapma geleneği, salı günleri tüm Salıpazarı'nı saran bir tatlı telaşla devam ediyor. Köy ekmeğinin her bir detayı, bu tarihi kasabamızın kültüründe oldukça köklüdür. Eski usulün izinde, hem köyümüzün el emeği ekmeğinin mücadelesi, hem de eski zamanların güzel anılarıyla Salıpazarı, pazar tezgahlarında olduğu kadar ekmeğinde de bambaşka bir zanaatı keşfediyor. Eski zamanlarda olduğu gibi, hala el değirmenlerinde un öğütme geleneği ile başlar her şey. Her sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte çıkan sabahların en güzel seslerinden biri değirmen taşının çıkardığı öğütme sesidir. Bu gelenek, Salıpazarı'nda unu, tıpkı dedelerimiz ve ninelerimiz tarafından yapıldığı gibi geleneksel metotlarla öğüten ender yerlerden biridir. Ve işte bu un, ekmek yapma sürecinin en önemli temel taşıdır. Sabahın ilk ışıklarıyla öğütülen un, hanımların sıcacık elleri ile evlerinde birbirinden güzel hamurlara dönüştürülür. Bu sıradan görünen hamurlar, dikkatli bir şekilde şekillendirilir ve ardından özenle odun fırınına yerleştirilir. Odunun üzerinde yavaşça çıtırdadığını duyduğunuzda, biliyorsunuz ki bu, ekmeklerin fırına verilmesi gerektiğinin sinyalidir. Kızarıp kabaran ekmekler özenle çıkarılır ve doğa yürüyüşlerine, pikniklere, komşu ziyaretlerine eşlik etmek üzere evlerin sofralarında yerini alır. Bu sevgi dolu süreç boyunca duyduğumuz kahkahalar, çıkan güzel kokular ve ağızları sulandıran ekmekler, tüm Salıpazarı halkını hep bir arada tutan bir sevgi hikayesidir. Aslında Salıpazarı'nda köy ekmeği yapmanın güzel bir yanı da birbirinden farklı lezzetler sunmasıdır. Her hanımın kendine has bir tarifi, belirli bir hamur karışımı vardır. Bu nedenle, her Salıpazarı ekmeği, adeta bu toplulukta herkesin farklı hikayesini anlatır. Özenle hazırlanan köy ekmeğimizi deneyimlemeden Salıpazarı'ndan ayrılmak olmaz. Buranın insanlarının misafirperverliği ve her bir parçasında emek olan ekmekleri, sizi bambaşka bir kültürel ziyafete sürükleyecektir. Köy ekmeği yapma günlerinin tatlı telaşını ve insanların yüzlerindeki o mutluluğu bir an önce yaşamanız dileğiyle. Daha »»»

Samsun'da Bir Tat Molası: Köy Kahveleri

Yemyeşil bir çayırın ortasına sanki özenle serpiştirilmiş toprak renkli evlerin ardında dimdik duran köy camiisinin yanında, ahşap bir masa ve iki sandalye bulunan bir köy kahvesinin vitrini, en güzel resim tablosu olabilir. Özellikle, Samsun'un o mis kokusu eşliğinde belki de en güzel kahveleri bu köy kahvelerinde yapılıyor. Hoş, içten bir güldürme sesi ve karakteristik kıvamında bir fincanın gülümseyen dudaklara varmasıyla başlar hikaye. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte canlanan bu köy kahvelerinde dahi hissedilen, aynı anda hüzünlü ve sevecen olan Samsun ağzı; sıcak bir ocak ve birbirine karışan içten kahkaha sesleriyle birlikte fısıldanmış bir melodi gibidir. İlk yudumun ardından, bıyık altından sızan bir tatlı gülümseme ile gözlerin hafifçe parlaması adeta bir ritüeldir burada. Samsun'un köy kahveleri; evlerin çamaşır ipliği gibi sıralandığı dar sokakları, taze ekmek kokusuyla uyanan mahalleleri ve çıngıraklı dondurma satıcılarıyla bizlere tipik Karadeniz şehir manzarasını sunuyor. Eskiden beri devam eden bu gelenek, tıpkı köyün ana cadde boyunca dolanıp birbirine hikayeler anlatan emekliler gibi, zamanın ilerleyişini dahi unutturuyor bize. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte yükselen roka kokusuna karışan taze kahve, misafirlerini samimi bir şekilde selamlıyor. Her bir masa, birbirinden farklı hikayelerin, anıların aktarıldığı, sıcacık bir sofra gibi. Yıllar geçse de bu sofralar, hala aynı neşeyle, aynı dostluğu taşıyorlar. Buralarda dostluklar kuruluyor, hatıralar paylaşılıyor, bazen de bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı içinde yaşamın tatlı telaşı paylaşılıyor. Ama bu köy kahvelerinde bir şey var ki, o da içtenlikten gelen bir samimiyet. Misafirler, evinin salonunda oturur gibi hissederler. Ev sahibi kendi kahvesini yaptığında, yüzünde asılı olan gülümseme, kahvenin lezzetini bir o kadar artırıyor. Buradaki ritüel, Samsun ağzının tüm saf güzelliği ve halkın içten gülümsemesiyle birlikte, senelerdir değişmeyen bir lezzeti muhafaza ediyor. Damağınızda kalan o kuvvetli kahve tadı, bir süre sonra Samsun'un bütün ağızlarına karışıyor ve adeta size, Samsun'un güzelliğini ve köy kahvelerinin lezzetini bir arada hissettiriyor. Geleneksel bir tabloyu canlandıran bu köy kahveleri, bizi kültürün özüne, gerçek Samsun'a götürüyor. Her birimizin hayatında unutulmaz bir yer kaplayan bu köy kahveleri, her gün yüzlerce turistin uğrak noktası haline gelmiştir. Sadece çevre insanları ve yerliler değil, her yerden gelen turistlerin de uğrak yeri olan bu kahvehaneler, Samsun'un varlığına anlam katan, o eşsiz karakterin ta kendisi... Hayatın telaşı içinde bir fincan kahve ile rahat bir soluk alıp, denizin sesini dinlemenin en iyi yolu belki de bir Samsun köy kahvesinde vakit geçirmektir. Şehrin gürültüsünden uzak, doğanın kucağında, ağızda bıraktığı o eşsiz lezzet ile Samsun köy kahveleri, unutulmaz bir tat yolculuğuna çıkarıyor bizi. Sonuç olarak; Samsun köy kahvelerini denemeden, Samsun'u tam anlamıyla yaşamış sayılmazsınız. O içten gülümsemeler, samimiyet, tazelik ve mis gibi kahve kokusu ile köy kahveleri, Samsun'un en önemli simgesi olmuştur. Kimbilir, belki bir gün yolu Samsun'a düşenler, bir köy kahvesinde soluklanarak bu hikayenin bir parçası olabilirler. Daha »»»

Asarcık'ta Yağmur Sonrası Güzellikler

Neredeyse dünyanın en güzel yeri olan Asarcık dik köylerinin yüksekliklerinde, yağmur sonrası dünyayı yeniden doğurmak gibi bir hissiyatla karşılaşıyoruz. Islak toprak kokusu, burnunuzu doldururken, hayatı bir nevi yeniden başlatan bir karakteri de beraberinde getiriyor. Bir gök gürültüsü eşliğinde başlar genellikle Asarcık'ta yağmurlar. Damarlarımızda bir titreme hissi, evlerin çatılarından düşen yağmur damlacıklarının oluşturduğu ritmi andırır. Dolu dolu bir doğa şiiri gibidir. Sesler, renkler ve kokular, o muhteşem tabloya eşlik eder. Bu durumda, arzu ettiğiniz tüm duygusal doruklarda hissetme fırsatını bulabilirsiniz. Belki Hasan Amca'nın eski evini, penceresinden süzülen yağmur damlaları arasında görürsünüz. Kendi kendine büyümüş bir incir ağacının dallarından sarkan yaprakların altında belki de Fikriye Teyze'yi, torunlarına börek yaparken görebilirsiniz. Ya da belki Ahmet Usta'nın dükkanına, hele bir de kalay kokusunu alırsanız, şemsiyenizi kapıp oraya kadar gitmek istersiniz. Yağmur sonrası çayını içerken Ahmet Usta'nın anılarını dinlemek, ayrı bir keyif. Bir yürüyüşe çıktığınızda, dik köylerin çamur yolları, kendine özgü bir resim çizer. Bu yolları süsleyen köylülerin gülüşleri ve dostane hal tavırları, bu görüntülerin size ne kadar samimi geldiğini gösterir. Asarcık'ta yağmur sonrası her anı hissedecek, hislerinizi paylaşacak insanlar bulabilirsiniz. Bu köyde yaşayan ve yağmurun tadını çıkarabilen herkes, her yağmur sonrası bu güzellikleri görme fırsatına sahip olur. Sıcak ve samimi insanları, doğal manzaraları ve muhteşem sesleriyle, Asarcık dik köylerinde yağmur sonrası yaşadığınız deneyimler hafızalarınıza kazınacaktır. Gökyüzündeki bu dansın güzelliğine, toprak ve yaprakların karışımı o eşsiz kokuyla tanıklık etmek, herkesin yaşaması gereken bir tecrübe. Yağmur, Asarcık dik köylerinde daha başka hissedilir. Bilirsiniz, "ağaçlar yeşil, gökyüzü mavi ve yağmurlar tatlıdır" derler burada. İşte tam da budur Asarcık'ın ruhu. Yağmurunun altında, Asarcık'ın kendine has güzelliklerinde kendinizi kaybetmeye hazır mısınız? Daha »»»

Çarşamba Ovası'nda Festivale Doğru: Lahana Kokulu Bir Rota

Şimdi, özellikle Çarşamba ovasının renkli ve sıcak atmosferini bilenler daha iyi anlarlar; o eşsiz toprak kokusu, minik kuş cıvıltıları ve tabii ki gönlümüzü saran yerel halkın samimi sohbetleri... Nereye mi gidiyoruz? Bilin bakalım, evet, anladınız. İşte o güzelim Çarşamba Lahana Festivali'ne. Gün henüz yeni doğarken, ellerimizde sıcacık çay bardakları, "Lahana Festivali"ne özgü coşku ile yola düşüyoruz. Festivalin düzenlendiği yer olan ve kendine has kokusuyla tüm ova kokan meydana yaklaştığımızda bile, lahana bahçelerinden süzülen turpları, pancarları ve tabii ki lahaneleri görmeye başlıyoruz. Konu, Çarşamba ovasının doğal verimliliğini, ısrarını ve elbette ki dikkat çeken sevgiyi görme zamanı geldiğinde ne demek istediğimizi anlayabilirsiniz. Çünkü bu festivalde, toprakla iç içe olan çiftçi dostlarımızın emeğine şahit olurken bir yandan da onların üretimlerini, birbirinden özgün lahana tarifleri ile tadıyoruz. Bizim amacımız sadece karın doyurmak değil, Çarşamba ovasının yemyeşil lahanaları ile beslenmek. Bu öyle bir beslenme ki, içerisinde hem lezzet hem de sağlık var. Bir taraftan tüm vücudumuz hafifliyor, bir yandan da kalbimiz doğanın tadına varıyor. Bir an durup çevremize bakalım ve her yanımızı saran bu doğa harikası manzarayı içimize çekelim. Yemyeşil lahanalar, toprak ve çiftçimizin emeğinin meyvesi olan festival, kulağı çınlatan yerel ezgilerle daha da renklendi. Gürültülü ve yüksek tempolu bir şehir hayatının aksine, bu sesler bizi sakinleştiriyor ve bizleri doğaya, köklerimize daha da yakın hissettiriyor. Gelin sizler de Çarşamba ovasında yerel bir festival deneyimi yaşayın. Taze ve doğal lahanaları tadın, çiftçinin samimi sohbetini dinleyin. Tüm vücudunuzun bu farklı deneyim ile canlandığını hissedin. Ve en önemlisi, tüm bu güzelliklerin içinde kendi varlığınızı hatırlayın. Çünkü Çarşamba ovasında, her zaman bir lahana festivali vardır... Daha »»»

Bafra Ovası'nda Altın Sarısı Hasat Zamanı!

Bafra ovasında yılın en güzel zamanı geldi. Bağrına bastığı, lezzetli pirinçleriyle meşhur bu coğrafyada bugün pirinç hasadı zamanı. Düşen pirinçlerin çıkardığı melodik sesler, hasat sürecinin müziğine benzersiz bir şıklık katıyor. Kesintisiz, yumuşak bir esinti, pirinç tarlasını alabildiğine yeşil bir denize dönüştürüyor. Hasat, biraz acele, biraz da gülümsemeyle başlıyor. Sabahın erken saatlerinde yola çıkan çiftçiler, pirinçlerini sarıyla seviyorlar ve olgunlaşan her pirincin gözlerinde bir parça mutluluk hissediyorlar. Kendine özgü kokusu, olanlar için sıradan bir pirinç kokusu olmayabilir. Onlar için bu, hasat mevsimi demek. Bu aroma, zengin tarihini ve eşsiz gastronomisini anlatır. Bafra pirinci, sahip olduğu lezzeti ile herkesin damağında ayrı bir yer edinir. Toprağı sevgi ile yoğuran, gözyaşları ve terle işleyen çiftçilerimizin alın teri, Bafra pirincine harika bir tat katıyor. Hasattan sonra pirinçler, camlarının içinde altın sarısı bir güneş ışığı gibi parlar. Belki de bu güzelliği izlemek için bahçedeki salıncakta oturmak, Bafra ovasında bir gün geçirmek demektir. Geçiş dönemlerinin sabahları ve akşamları özellikle güzel. Tarlaların üstünde hafif hafif süzülen sis, havanın rengini altın sarısına boyar ve tablo güzelliğindeki bu manzara, izleyen herkesi büyüler. Bafra'da bulutlar bile bir başka güzel olur. Ve tabii ki burası Bafra'dır, insanların sıcaklığını hissetmeden geçemezsiniz. Gençler ve çocuklar toplu halde geçitlere koşar, renkli kağıttan yapılmış uçurtmalarıyla gökyüzünü doldurur. Bu heyecan dolu atmosfer, pirinç hasadının da bir parçasıdır. Bafra halkının neşesi, bu mevsimi tamamlar. Pirinç hasadı zamanı, Bafra ovasında hem bir yolculuk zamanıdır hem de hayatın sürdüğünün ve bereketin sürekli olduğunun hatırlanmasıdır. Yüzlerce yıldır sürdürülen bu gelenek, bafra'nın ruhunu, tarihini ve kültürünü yansıtıyor. Her yıl, güzel Bafra'da bu harikalar zincirini görmeye değer. O halde, hasat zamanının tüm güzelliklerini yaşamak ve Bafra halkının sıcak misafirperverliğini deneyimlemek için sizleri de Bafra'ya bekleriz. Bırakın pirinç tarlalarının büyülü dünyası sizi kendine çeksin ve sizi zengin bir coğrafyanın ve kültürün derinlerine sürüklesin. Bafra'da geçireceğiniz her anın tadını çıkarın. Burada yaşamak, bu güzelliği ve bereketi paylaşmaktır. Daha »»»

Tekkeköy OSB'nin Büyüleyici Liman Manzarası

Karanlığın kıyısında, loş ışıklar eşliğinde, Tekkeköy OSB'nin sıra dışı liman manzarasını görmek, daima nefes kesici bir deneyimdir. Havada, tuz ve demir karışımı bir koku dolar. Etinize işleyen denizden gelen rüzgar, birçok hikâyenin flüştüsü olan suskun liman duvarlarının karşı koyamadığı bir kuvvettir. Işıkların hafif parıltısı, okyanusun uğultusunun hüzün dolu sesi ve gemilerin yavaşça su üzerinde yüzerken çıkardıkları uğuldama sesi, karanlık gecenin içinde mükemmel bir melodiyi canlandırır. Baktığınızda, göz alıcı renklerdeki konteynerler, kule vinçleri ve yük gemileri, gün batımından kalma solgun renklerin içinde kaybolmuştur. Bu renk oyunu, insanın içini huzurla dolduran bir tabloya dönüşür. Tekkeköy'deki evler, bu sessiz ve sakin tablonun arka planını oluşturur. İş gününün sonunda, yorgun işçiler, ailelerine dönerken evlerinin ışıkları yanar ve bu güzel manzaranın bir parçası olurlar. Onların yorgun adımları, gelen gemilerin motor sesleriyle birleşir ve geceyi dolduran bir ritim oluşturur. İnsanlar akşamları limana doğru yürüyüşlerini yaparlar. Bazıları elinde balık oltalarıyla yakınlardaki iskeleye gider, bazıları ise sadece manzaranın keyfini çıkarmak ve biraz hava almak için gelirler. Aşina olduğumuz bu yüzler, bu yerler, kokular ve sesler, Tekkeköy'ün ayrılmaz bir parçasıdır. Limana baktığınızda, tek tek işçilerin kırmızı ışıklı kasklarını, öğle vardiyasının sona erdiğini anlatan çığlık atan sirenleri ve uğuldama sesiyle suya dalan yük gemilerini görebilirsiniz. Buradaki atmosfer, hayatın tüm detaylarını barındıran, ancak insanların genellikle umursamadığı bir şeydir. OSB'nin yoğun iş temposuna rağmen, Tekkeköy'ün sakin limanında huzur ve hafif bir tatlılık hüküm sürer. Sabahın ilk ışıklarında dönen işçiler ve gün boyu çalışanları bekleyen aileleri, bir günlük rutinleri ile birlikte Tekkeköy'ün kalbinin ritmini belirler. Akşam saatlerinde ise, liman birçok farklı sesle dolup taşar. Liman kahvesinde bir fincan çay yudumlayan yaşlı bir denizci, deniz hikayeleri anlatırken işçilerin vardiya değişimi sırasında koşuşturmaları, Tekkeköy limanının akşam hikayesini oluşturur. Tekkeköy OSB limanı, renkli konteynerlerle dolu gemilerin, işçilerin yoğun çalışmasının ve birçok insanın günlük yaşamının bir parçasıdır. Ancak en önemlisi, bu liman, Tekkeköy'ün ruhunu yansıtan, denizin mavi derinliklerine açılan bir kapıdır. Yılın herhangi bir zamanında, herhangi bir zamanda, her zaman Tekkeköy'de kalacak anılar bırakır. Tekkeköy OSB'nin liman manzarası, hikâyelere ilham olmuş ve ilham olmaya devam edecektir. Daha »»»

Tekkeköy'de Demiryolu Rüyası: Nostaljiye Yolculuk

Nostalji sevenler, Tekkeköy’e hoş geldiniz! Bugün sizleri, Samsun’un bu şirin belde kasabasının demiryolu hikayesi ile buluşturuyoruz. Rahat koltuklarınızda otururken, bu samimi köşeyi okumanın keyfini çıkarın. Eski demiryolu hatlarına duyduğumuz özlemi anlatmaya kelimeler yetmez. Bir zamanların bu gürültülü, hızlı ve kalabalık yaşam ritmi bugün sakin bir yaşamın merkezi haline geldi. Tekkeköy demiryolu, sessizliği, temiz havası ve doğal güzellikleri ile size büyülü bir atmosfer sunuyor. Neredeyse bütün mevsimleri bir arada yaşatan bu cennet köşesini birlikte keşfedelim. Pazartesi günleri, Tekkeköy istasyonundan geçen eski trenlerin, tahta peronları titreten hızlı ve düzenli geçişi, üzerlerindeki tozları kabartan çıkardığı hızlı rüzgarı ve ardından bıraktığı hafif kükreme sesi hala kulaklarda yankılanıyor. Burada, tarihin derinliklerinden gelen güçlü bir kalıntı hissediyorsunuz. Bu eski haliyle, bir zamanlar çok daha işlek olan bu hat üzerindeki trenler, tıpkı alışılmış bir dost gibi her gün güvenilir bir şekilde geliyor ve gidiyordu. Öğlen saatlerinde, mis kokulu ekmeklerin fırından çıktığı ve taze otlu peynirlerin tezgahlarda yerini aldığı küçük dükkanlar arasından geçerken, size bir zamanlar bu yörenin ne kadar canlı olduğunu hatırlatıyor. Komşular, çaylarını demleyip günün haberlerini paylaşır, çocuklar okullarından döner, ve işçiler eve dönerken trenle yolculuk ederler. İstasyonda, geçmişe ait her ayrıntı, bir hikayeyi anlatır; her çentik, her çizik, her kırışık bilet, demiryolunun tarihine eklenen bir parça olarak hikayesini paylaşır. Tekkeköy demiryolu, nostalji meraklıları için saklı bir cennettir. Burada, her köşe, her taş, her ray, bir zamanların hikayesini anlatır. Bu nostalji yolculuğunda bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz. Burada kalın ve hikayeyi sonuna kadar yaşayın, çünkü Tekkeköy demiryolu, her anıyla sizi büyüleyecek. Kendi nostaljik hikayelerinizi oluşturmak ve demiryolu geçmişinizi keşfetmek için Tekkeköy’ü ziyaret etmeye ne dersiniz? Mutlaka ziyaret listenize ekleyin, pişman olmayacaksınız! Belki de bir sonraki gezinizde, biraz daha derinlere dalabilir ve kasabanın etrafındaki doğal güzellikleri, tarihi mekanları keşfedebiliriz. Yolculuğunuzda Tekkeköy’ün o küçük ve şirin demiryolu istasyonunu unutmayın, çünkü nostalji, çoğu kez beklenmedik bir anda, en sıradan yerlerde bile karşınıza çıkar. Tekkeköy demiryolunun hikayesini anlatmaya kelimeler yetmez. Bireysel anıların birleşiminden oluşan bu hikaye, çoğu zaman bireysel deneyimlerle tamamlanır. Belki de bu hikayeyi tamamlamanın en iyi yolu, kendi demiryolu nostaljisini burada yaşamaktır. Artık sona geliyoruz. Ancak unutmayın ki, bu yolculuk hiç bitmez. Tekkeköy’de demiryolu rüyası devam ediyor. Kendi nostaljik hikayelerinizi yaşamak için bu şirin kasabaya bir ziyaret belki de yeni başlangıçlara kapı aralar. Yeni maceralara yelken açmak için Tekkeköy’e davet ediyoruz. Daha »»»

Bafra'da Bir Akşam: Dağ Kahvesinde Sohbetler

Batı Karadeniz'in en güzel köşelerinden biri olan Bafra'da, bir sohbet akşamına ne dersiniz? Sevimli bir dağ köyünde, Bafra dağ kahvesindeki bir akşam... Güneş batarken başlıyor hikayemiz, Bafra'nın heybetli dağlarının eteklerindeki bir ahşap kahvede. Tatlı bir huzurun hüküm sürdüğü bu yer, Bafra'nın renkli karakterlerini bir araya getiriyor. Lokal figürler, mahallenin dedikodusu, el çizmeleri aynı masa etrafında buluşuyor. Etrafını saran yeşil ağaçların serin hava, ahşabın kokusu, ve Bafra'nın o özgün çayının tazeleyici aroması ile hayatınızın en rahat anlarını yaşayabilirsiniz. Bir bardak demli çayın sıcaklığı ya da Bafra'nın meşhur karadeniz çorbasının dolgun lezzeti eşliğinde sohbet ederken, çayın dumanından ve çıtır çıtır ekmeklerin yemek yanında çıkan seslerden etkilenmemek elde değil. Ayrıca, geleneksel Türk kahvesinin yoğun ve dolgun tadı sizinle saatlerce sürecek bir sohbete hazırlar. Bu kahve, hikayelere ve anılara dönüşüyor. Adeta bir dostluk seremonisi haline geliyor. Karanlık çöktüğünde, özellikle kış aylarında, bu kahve, ahşap sobanın yanında başlayıp biten koyu bir sohbetin sıcak noktası haline geliyor. Koca bir güneşi, arkasında bırakan dağların eteklerinde, sobanın tatlı çıtırtısı, kahkahalarla karışık, rüzgarın, ağaç yapraklarının sese getirdiği hafif uğultuyu keser. Eşsiz bir huzur ve sıcaklıkla beraber sohbet akşamı devam ediyor. Bu hoş sohbetlerde, Bafra'nın kalbinin attığını, geçmişi ve bugünü hakkındaki bilgileri bu insanlardan dinlerken, bu küçük Karadeniz kasabasının sihirli dünyasına doğru büyülü bir yolculuk yapıyorsunuz. Herhangi bir şehrin hızlı tempolu hayatına sıkışmış olanlar, bu sohbet akşamlarında durup soluk alabilecekleri bir mekan bulabilirler. Bu kahve, bir tür kaçış yolu ve sessiz bir meditasyon alanı. Dış dünyanın telaşından uzaklaştıran bir yer... Bafra'nın dağ kahvesindeki sohbet akşamında sizi bekliyoruz. Dolgun bir çayın, mis gibi ekmek kokusuyla birleştiği bir akşamda, Bafra'nın güzel insanlarıyla birlikte olduğunuz bir akşamda buluşalım. Bizi dinlediğiniz ve bu unutulmaz hikayenin bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim. Daha »»»

Çarşamba Pazarında Fındık Depolama Öyküleri

Ah, bu güzel Çarşamba sabahları. Hafif bir serinlikle sizi karşılayan, çeşit çeşit ürünlerle dolu Çarşamba pazarı. Buraya geldiğinizde ilk size çarpacak olan nedir dersiniz? Hımm, doğru bildiniz, o eşsiz fındık kokusu... Fındıklar tüm pazarı saran o mis kokuyu yayarlar ve adeta bir çığlıkla "Buradayız!" derler. Fındıkların toplandığı kasaların kenarında, şapkasının altından hafif hafif sarkan beyaz saçlarıyla Mustafa Amca'yı görebilirsiniz. Kendisi Çarşamba pazarının en emektar fındık tüccarıdır. Her sabah güne, dalından ilk koparılma anındaki çıtır çıtır fındıkları toplama işi ile başlar. Daha sonrasında ise onları çuvala doldurup, beline kadar yükselen fındık dağını oluşturur. Bu pazarın bir başka güzelliği ise o öyle özel ve sıcak güleryüzler. Aliye Teyze'yi tanımanız lazım. O, herkesin göz bebeği, pazarın candan, eğlenceli ve yaşlı kadını. Her sabah onunla çay içerek günün ilk ışıklarında karşılarız. En büyük zevki ise sabahları çayının yanında taze toplanmış fındıkları yemektir. Pazarın bu hikayelerle dolu olduğunu bilirsiniz belki. Her fındık tanesinin, her tezgahın, her satıcının, her alıcının bir hikayesi vardır. Pazar, bu hikayelerin birleşiminden oluşan büyük bir yaşam örgüsüdür. Her çarşamba sabahı bu büyük örgüye yeni hikayeler eklenirken, bir yandan da eski hikayeler yeniden canlanır. Hem de o güzel fındık kokusu eşliğinde… Çarşamba pazarında vakit geçirmek isteyen herkesi bekleriz. Enfes fındık kokularını doyasıya çekip, yerel halkın samimiyetiyle ısınabilirsiniz. Kulağınızı bu hikayelerin nağmesine çevirebilir, belki de kendi hikayenizi oluşturabilirsiniz. Biz her çarşamba oradayız. Ve fındıklar her zaman taptaze… Pazarda buluşmak dileğiyle, mutlu bir hafta dilerim. Daha »»»

19 Mayıs Sahilinde Coşku Dolu Bayrak Yarışı

19 Mayıs sabahının henüz ilk ışıkları yüzünü gösterirken, sahil şeridi renkli kıyafetler, coşkulu yüzler ve elbette heyecanla doluydu. Aileler, çocukları ve komşuları bu özel gün için bir araya gelmişti. Tüm bu kalabalığın arasında bir yerlerde, çocukların yüzleri heyecan ve mutlulukla parlıyordu. Çünkü bugün, 19 Mayıs Sahilinde geleneksel bayrak yarışımızın zamanıydı. Kumsalın hafif tuzlu kokusu, yukarılara doğru dalgalarla beraber yayılıyordu. Bulutlar yerlerini sıcak güneşe bırakmış, denizin üzerinde parlıyordu. Sahildeki rengarenk şemsiyeler ve deniz kenarındaki kafe ve lokantalar, günün bu erken saatinde bile işlek ve hareketliydi. Adeta, bugünün farklı olduğunu, özel olduğunu bütün canlılığıyla hissettiriyordu. Dükkân sahipleri kendi dükkanlarının önündeki sandalyelere oturmuş, ellerinde çay bardakları ile her zamanki sohbetlerine devam ediyordu. Alan, her yıl olduğu gibi bu yıl da Şelale Parkı'nın çimlerini ve denizin hemen yanındaki kumsalı kaplıyordu. Küçük çocukların ebeveynleri, en önde durarak, çocuklarına cesaret verirken, diğerleri nefeslerini tutarak izliyordu. Akıllarında ise geçen yılın hatırası vardı: Bayrak direğinde rüzgarla dalgalanan bayrağın, kazanan çocuğun ellerinde yukarı kaldırıldığını düşündüler. Tüm bu anıları ve heyecanı içinde taşıyan bir bayrak… Sonunda yarış başladı. Ve tüm 19 Mayıs sahilini saran enerji, kısa bir an bile olsa, bizleri gülümsetti. Birer birer, çocuklar bayrağı alıp arkadaşlarına verirken, o güzel anı tazeledik ve kendimizi o coşkulu kalabalığın bir parçası olarak hissettik. Mücadele, birlik, beraberlik duygularıyla karışık bir manzara vardı önümüzde. Bayrak yarışı sonunda, gözler sevinçle parıldayan ve nefes nefese kalan çocuklardı. Her ne kadar kazananlar kutlanmış olsa da, aslında kazanan bizlerdik. Çünkü birlik ve beraberliğin, mücadelenin ve coşkunun, bayrak altında birleştiği bu günde, bir arada olduğumuzu ve her zaman birlikte olacağımızı hatırladık. 19 Mayıs Sahili'nde yaşanan bu bayrak yarışı, bize yalnızca bir gün değil, bir gelenek, bir kutlama ve bizlerin bir parçası olduğunu hatırlattı. Bayrak yarışı bitse de, o bayrak yarışının verdiği his, enerji ve coşku hep kalbimizde yaşayacak. Her sene tekrarlanan bu geleneğin, birlik, beraberlik ve kardeşliğin sembolü olduğunu asla unutmayacağız. 19 Mayıs Sahilindeki bayrak yarışı, bize öğretti ki; hiçbir zafer tek başına kazanılmaz, hep birlikte kazanılır. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, bu özel gün bize yarışmanın heyecanını, sevincini ve coşkusunu yaşattı. Ta ki gelecek yıl, tekrar sahil şeridi rengarenk kıyafetler, coşkulu yüzlerle dolana dek. Haydi bakalım, görüşmek üzere 19 Mayıs Sahili. Bu güzel bayrak yarışında hep birlikte koşmaya devam edeceğiz. Daha »»»

Tekkeköy OSB Akşamı ve Limanın Büyülü Manzarası

Şayet Tekkeköy OSB bölgesinde akşamüstüne doğru bulunmuşsanız, bilirsiniz ki o saatler Tekkeköy Limanı'nın en güzel saatleridir. İç içe geçmiş birçok sanayi alanının arasında, limana varış manzarası adeta nefes kesicidir. Bu saatlerde okyanusa açılan tüm kapılar doğruyu söylemek gerekirse biraz hüzünlüdür. Ancak bu hüzün bir yandan da iç huzuru ve dinginliği beraberinde getirir. Gün batımının kızıllığı, limandaki konteynerlere yansıdığında limanın dinginliği ve hüzünlü hikayesi adeta birer roman karakteri haline gelir. Akşamın ilk saatlerinde oradayken, denizden gelen tuzlu hava ciğerlerinizi doldururken, rıhtım boyunca serpilmiş balıkçı tekne ve feribotların belirsiz figürlerini izleyebilir, bir yandan da uzaklarda parıldayan liman ışıklarına bakabilirsiniz. Bir çok insanın belki de en sevdiği hislerden biridir bu limanın verdiği hisler. Tıpkı eski bir aşk hikayesi gibidir. Hüzünlü ama tatlı, acı ama özlem dolu. Akşamın karanlığı ilerledikçe, limandaki çalışma alanlarından duyulan makinelerin sesleri yavaş yavaş susar, sadece dalgaların küreklerle buluşma sesleri kalır. Yıldızlar, gökyüzünü kaplayıp sizi öylece bırakırken, limanın ışıkları ve onun verdiği huzur size eşlik eder. Liman boyunca yürümeye devam ettikçe, okyanusun tuzlu kokusu ciğerlerinize işler. Rıhtımdan denize bakan bir bankta oturup, okyanus esintisinin yüzünüze çarpmasına izin verirken, bırakın düşüncelerinizin uzaklara, belki de okyanusun öbür ucuna kaymasına izin verin. Tekkeköy Limanı, bölgenin sanayileşmiş havası ile tezat oluştururken, bir yandan da bu bölgeye hayat veren bir kalp gibi işler. Akşamları limanın ışıklarının parıltısı ve sesleri, Tekkeköy OSB'nin dingin ve hüzünlü manzarasına güzel bir melodi ekler. Ve şunu söyleyebilirim ki, Tekkeköy Limanı’nda geçirilen bir akşam, anılarınızda kalıcı ve özel bir yer edinecektir. Tekkeköy OSB ve liman, belki birbirine zıt iki yer olsa da, bence birbirlerini tamamlarlar. Bir yandan teknoloji, sanayi ve ilerleme, diğer yandan sakinlik, huzur ve geçmişin hatıraları. Ve birbirinden tamamen farklı bu iki dünyanın bir araya gelmesi, böyle güzel bir deneyim oluşturur. Tekkeköy OSB'de bir gününüzü geçirdikten sonra, akşamüstü limana doğru yürüyüş yapmayı unutmayın, eminim pişman olmayacaksınız. Daha »»»

Çarşamba Köyünde Unutulmaz Bir Düğün Hikayesi

Bir yaz sıcağı yankılanıyor Çarşamba köyünün içinde. Portakal ağaçlarının parfümü, bahçelerden eve çalan mis kokulu reyhan ve yeni biçilmiş samanın kokusu karışık bir lezzet sunuyor adeta. Cırcır böceklerinin melodisi ve kahkahaların uçuştuğu bir Çarşamba akşamı. Çünkü bugün köyde bir düğün var. Bu, tüm beldeyi bir araya getiren, her yerden insanın birbiriyle dans ederek buluştuğu o muhteşem Türk düğünlerinden biri. Davul ve zurnanın çaldığı bu özel günde, gelin Leyla'nın duvağının altında parıldayan gözleri ve heyecanla yanan yanakları var. 29 yaşındaki bu genç kadın, misafirperver ve nazik yapısıyla herkesin sevgilisi. Onun bu özel gününde herkes bir araya geldi. Hiçbir grup veya çift kalmamış ki davet edilmemiş olsun. İşte böylesine kucaklayıcı bir ortam. Şenlikler devam ederken, beldeyi bir telaş kaplar; cıvıl cıvıl çocuklar, telaşla etrafı koşturup dururlar, belki de hayatlarının en heyecan verici gününü yaşarlar. Anneler, avluda bulunan büyük kazanlarda sıcak aşlarını karıştırırken, babalar büyük bir dikkatle mangalları kontrol ediyorlar. Gerçek bir misafirperverlik, sizlerin en iyi haliyle ağırlanacağınız bir düğün. Beldenin renkli simaları, genç- yaşlı demeden çalan her müziğe uyarak oynuyorlar. Cıvıl cıvıl çiçeklerle bezeli cadde boyunca süren bu eğlence, gece yarılarına kadar sürüyor. Bu büyülü düğün gecesinde, bir köşede duran bir adam dikkat çekiyor. Adamın bakışları gelin Leyla’nın üzerinde. Belki biraz daha dikkatli bakınca anlaşılabilecek bir bakış. Bir aşk, bir hayranlık belki de hüzün… Kendisi hakkında bilmediğimiz birçok şey olsa da, hisleri oldukça açık. Bu, Çarşamba köyünde geçen bir düğün hikayesi. Unutulmaz hatıralar, kahkahalar, ağlamalar, müzik ve dansla dolu bir gece. Bu hikaye, her sokağını ve evini ezbere bildiğimiz, her köşesinde bir hikaye yatan bir köyden çıktı. Bizler, bu hikayeyi hatırlamaya devam ederiz. Çünkü bu hikaye, bir köy düğününün sıradan bir hikayesi değil; bu bir Çarşamba köy düğünü hikayesi. Çünkü bir Çarşamba köy düğünü, sadece bir düğün değil, hayatın ta kendisidir. Daha »»»

Salıpazarı Orman Köyü'nde Sessizlik Sözlüğü

Salıpazarı'nın yükseltilmiş orman köylerinden birinde nefes alır ve sessizliğin melodisini dinlerken. Köy, huzur ve dinginlik ile dolup taşıyor. Geniş yeşil ağaçları, sessizce fısıldaşan yabani çiçeklerin göz alıcı renkleri ve hafifçe uçuşan kuşların melodisi, bir anda tüm stresinizi alıp götürüyor. Kalabalık şehirlerin gürültüsünden ve hızlı temposundan uzak, ağaçların arasında, ormanın kucağında sessizliği ve huzuru keşfetmek için en iyi yer Salıpazarı'dır. Şehir yaşamının olumsuz etkilerinden uzaklaştığınızda, doğa ve sakinliğin hediyesi ile karşılaşırsınız. Sabahları, köyün ahşap evlerinin arasında yürüyüşe çıkmak, ormanda bol bol temiz havada soluk almak bir başkadır. Otların kokusu, karışık çiçek özlerinin tatlı kokusunu taşıyan hafif bir esinti, tüm duyularınıza hitap eder. İşte bu köy, sizinle konuşan bir sessizlik mektubu gibidir. Sessizlik içindeki şarkıları dinlemek için ormana gelin. Burada, yerel halkın hikayeleri ile buluşacaksınız. Her biri orman köyünün sessizliğine, zengin tarihine ve coşkusuna ayrı bir katkı sağlar. Nazik ve yardımsever insanlar, geleneksel yemekleriyle misafirperverliğin en güzel örneklerini sunarlar. Siz de bu sessizlik mektubunu biraz daha fazla paylaşmak istemez misiniz? Orman köyü, doğanın benzersiz hikayesini, huzur ve dinginliği, hayranlık verici bir yanıyla sunar. Sessizliği, tüm hayatın gürültüsünün arasında fark etmeyi öğrenen herkes için bir lükstür. Ve Salıpazarı orman köyü, sessizliği ile kendine özgü bir tat verirken, işte bu lüksü sizinle paylaşmak için bekliyor. Bu küçük cennette, sessizliği keşfedebilir, doğanın sarhoş edici güzelliğine doyabilirsiniz. Bu sessizlik mektubuna katılın ve Salıpazarı'nın eşsiz huzurunun tadını çıkarın. Kendinizi bu yerel evrenin ritmine bırakın, vaktin nasıl geçtiğini anlamadan, tüm varlığınızla yaşamın akışına karışın. Bu sessizliğin, bu doğanın, bu Salıpazarı'nın bir parçası olun. Daha »»»

Terme'nin Lahana Mevsimi

Terme deltasının serin havalarda yumuşacık olmuş topraklarında, lahana başlarının sarılmış halkaları beklerken, her sabah köylüler dükkanlarının önüne tezgahlarını açarlar. Koca lahanaları gözlerinin önüne sererler; taze, yeşil ve hazır. Hepsi çığlıklarla bağırır, 'Lahana, sıcak lahana!' Terme deltasında sabahın erken saatlerinde lahana satıcıları iş başında olur. Onların sesleri etrafta yankılanırken, yerel halk bu özel günün tadını çıkarır. Yağmur damlalarının ıslattığı toprak, ayaklarınıza serinlik katar. Yüzünüzde hafif bir esinti hissedersiniz, yalnızca bir anlığına durursunuz ve Terme deltasının harika manzarasını izlersiniz. Elbette bu, sadece manzarayla sınırlı değildir. Önünüzde duran bu koca lahanaların yeşil yaprakları bir tür doğa resmi gibidir. Bu lahanaların üzerindeki toprak, adeta onların tabiatla olan bağını vurgular. Gözlerinizi lahanadan ayıramazsınız; parıldar, taze ve canlıdır. Terme'nin güler yüzlü tezgahtarları, hemen hemen her evden tanıdık bir yüz görür. Karşılıklı selamlaşırlar ve sohbet ederler. Tek bir kelimeyle, Terme'deki her lahana satıcısı, küçük bir aile gibi hissettiren sıcak bir iletişim ağına sahiptir. Ayrıca Terme'nin eşsiz lezzetleri de vardır. Düşünsenize, bu taze ve sağlıklı lahanaların toplanıp evde nefis lahana sarması olmasını. Hani, annelerimizin, babaannelerimizin ellerinden çıkan o mis gibi kokulu, dumanı üstünde sarmalar. İçine biraz zeytinyağı, biraz pirinç, biraz da baharat ekleyin. Sonra da en güzeli, lahana yapraklarından birkaçı... Bir sıcak tencerede hepsi bir araya geliyor ve ortaya lezzet bombası bir yemek çıkıyor. Ve en güzel an, işte bu taze sıcak lahana sarmasının önünüze konulduğunda. O mis gibi kokusunu içine çeker, bir lokma alırsınız. O ilk lokmanın verdiği zevki anlatmak kelimelerle kifayetsiz kalır. Terme Deltası, ziyaretçilerine ve yerel halka lahana satışının çok daha fazlasını sunar. Güzel manzaralar, taze sebzeler, ve tabii ki mis gibi sarma yemekler... Ama en önemlisi, burada insanların sıcaklığını, samimiyetini bulabilirsiniz. Kendinizi yabancı hissetmezsiniz. Belki bir gün, siz de bu manzaranın bir parçası olabilirsiniz, belki de lahana satıcısı olabilirsiniz. Ve emin olun, bu deneyim hayatınızın en güzel ve unutulmaz anıları arasında yer alacaktır. Terme deltasında lahana satıcısı olmak, kısacası, yaşamın tüm renklerini ve tatlarını keşfetmektir. Ve inanın bana, bu renkler ve tatlar, özellikle Terme'deki lahanalarla, çok daha canlı ve lezzetli olacaktır. Yani, gelecek lahana mevsiminde size Terme deltasında buluşmak üzere diyelim. Bu tür özel anları kaçırmamak, yaşamın tüm renklerini ve tatlarını keşfetmek için, bence, hayattaki en güzel şeylerden biri. Daha »»»

19 Mayıs Sahilinde Unutulmaz Bayrak Yarışı

Eski bir deniz kasabası olan 19 Mayıs, bugünlerde en heyecanlı bayrak yarışına ev sahipliği yapıyor. Bayrağı geçmişi ve özgürlüğü temsil ederken, deniz sızmalarının hafif tuzlu kokusu eşliğindeki hırslı rekabet ise kalp çarpıntılarımızı hızlandırıyor. Bir yaz sabahının erken saatlerinde, sahil boyunca büyülü bir beklenti başlar. Çocukların gülücükleri, ebeveynlerin gururlu tebessümleri, yaşlıların memnuniyetle izledikleri sevdiklerinin rekabetçi tutkusunu aynı anda paylaşan bir sahil hattıdır bu. Vızıldayan sinekler, güneşin ısıttığı kumlar ve ağaçların tatlı kokusuyla keskin bir sahne oluşur. İşte bu, 19 Mayıs'ın bayrak yarışının sadece giriş kapısıdır. Küçük ayak izlerinin kumsalda bıraktığı izler, anıların süslediği bir manzaraya yerini bırakır. Bu küçük deniz kenarındaki kasabanın hayran oldukları '19 Mayıs Sahilinde Bayrak Yarışı' ifadesi herkesin gönlünde ayrı bir yere sahip. Rekabetin sert, bayrakların renkli ve gözlerin ışıldayan anları burada yaşanır. Erken saatlerde bir araya gelen halk, piknik sepetlerini evden getirerek bu özel etkinliği kutlamaya başlar. Sahilde yaşayan Mehmet amcanın simitleri ve Teyze Semiha'nın ayranı, bu eğlencenin vazgeçilmezlerindendir. Denizin hırıltılı, dalgaların melankolik sesi, bu rekabetçi manzaranın fon müziğini oluşturuyor. Katılımcılar, tek tek sıraya girerken, halk bu özel günün tadını çıkarmak için kendi aralarında çeşitli eğlencelere başlar. Yarış bittiğinde, el ele vererek bayrağı en son geçen takımı alkışlarlar. Çünkü burada önemli olan kazanmak değil, dostluk ve birlikte olmanın sevinci yaşamaktır. 19 Mayıs sahilindeki bu bayrak yarışı, bu küçük kasabanın halkını bir araya getiriyor ve adını hafızalarımıza kazıyor. Samimi ve içten anıların peşinde koşanlar için, bu manzara canlı ve hareketli bir tablo gibidir. Gözleri parlayan çocuklar, umutlarıyla dolu gençler ve huzur dolu yaşlılar... Hepsi de 19 Mayıs sahilinde buluşuyorlar, bayrak yarışında birleşiyorlar, bu küçük kasabanın güzelliğini anlatıyorlar. Daha »»»

Salıpazarı Orman Köyü: Doğanın Sessizliğiyle Yazılan Mektup

Öyle bir yer düşünün ki, güne kuşların cıvıl cıvıl ötüşüyle uyanın. Dışarıyı kapının ufak aralığından koklayın ve içeriye dolan mis gibi orman kokusunu içinize çekin. İşte bu yer, huzuru ve sessizliği arayanların kaçış noktası Salıpazarı Orman Köyü. Özellikle şehrin gürültüsünden yorulan ve aradığı huzuru doğada bulanlar için en ideal yerlerden biri. Sokaklarında dolaşırken burnunuza çalı çırpının kokusu karışırken bir yandan da mis gibi çay kokusunu hissediyorsunuz. Her sabah çay demleyen Naciye teyzenin evinden çıkan çay kokusu köye adeta tat veriyor. Köyün meydanı bir başka canlı, çocuklar burada çeşit çeşit oyunlar oynuyorlar. Şenlik havasındaki bu meydana her gün Levent Amca'nın sevimli köpeği Aşkın da katılıyor ve çocuklarla birlikte neşe saçıyor. Köye bir ziyaretiniz olursa onları ziyareti ihmal etmeyin. Sessizliğin en güzel melodisi köy meydanından gelen çocukların kahkahaları ve köpeğin sevinç çığlıklarıdır. Bu sessizliğin ahenkli müziği, şehirden kaçanların kalbine dokunan bir ezgi gibi... Salıpazarı Orman Köyünde esen hafif bir rüzgarla hayat bulan çınar ağaçlarının hışırtısı, doğanın size fısıldadığı bir sır gibidir. Bu doğa ile baş başa kalmanın ve hayatın yorgunluğunu atmanın en güzel yolu. Geceleri etrafı saran sessizlik, yıldızların gökyüzünde birbirleriyle dans ettiği, uykusuz bırakan güzellikte. Tıpkı bir sessizlik mektubu yazıyor gibi... Geceyi gündüzün yerine koyarak, Salıpazarı Orman Köyü'nün bu benzersiz güzelliğini deneyimlemelisiniz. Ormanın içinde, sakin bir köy hayatının çevresinde dolanıp dolaşıp sizlere geldiğimiz bu sessizlik mektubu, doğanın ve hayatın ritmini hissetmek isteyenler için bir davetiye. Salıpazarı Orman Köyü, sessizliği seven, huzuru arayan, doğada aradığını bulan herkesin mektubu olacak. Çünkü bir varmış, bir yokmuş dediklerinde aklınıza gelen yerlerden biri olacak bu küçük köy, ister istemez. Bu sessizlik mektubunu okuduktan sonra, belki de kulağınızı doğanın sessizliğine yormak, sakinlikle tanışmak ve ormanın huzur veren kollarında biraz soluklanmak istersiniz. Böyle bir isteğiniz olursa, kapısı her zaman açık Salıpazarı Orman Köyü'ne bekleriz. Gelip de Salıpazarı Orman Köyünün huzurlu ve sakin atmosferini deneyimlemeden önce, belki de doğanın sessizlik mektubunu siz de okumak istersiniz. Şimdilik hoşçakalın, orman köyünün sakinliği ve huzuru sizleri bekliyor. Önümüzdeki mektupta görüşmek üzere... Daha »»»

Asarcık'ın Dik Köylerinde Yağmurdan Sonra

Asarcık'ta yağmur sonrası her şey başka olur. Mevsim ne olursa olsun, cömert yağışlar köyün ortamını değiştirir. Karakteristik tepelerde, yağmurlardan sonraki taze doğa hayatını en iyi şekilde gözlemleyebilirsiniz. Bu samimiyet, köyün her karışına sızar ve gelenleri sarar. Hava tüm dünyadaki en taze hava gibidir. Rüzgar, yağmurun taptaze bıraktığı toprağı koklar ve ılık bir his bırakır burnunuzda. Yaşlı karaçam ormanlarının kokusu misafirlerine hoş geldin der. Şehrin karmaşasından kaçanlar için bu tam bir nimettir. Köyün dost canlısı sakinleri, el sallar ve güler yüzlü bir "hoş geldin" tebessümü gönderir. Dik köyler, yağmur sonrası ışıltıyla parlar. Yağmur suyunun düştüğü yerlerde yeni çıkan çiçeklerin çeşitli renkleri göz alır. Tepelerde yürümek, bir hikayeye dalmak gibidir. Bu yürüyüşlerde, köylülerin günlük yaşamlarını izlemek mümkün. Ekmeklerini fırınlarken, hayvanlarını otlatırken veya çamaşır yıkarken... Şimdilik o sessiz ve huzur verici ortamda, her yağış sonrası bir canlanma olur. Kahvedeki teyzelerimizin gülümsemeleri, esnafların "Buyurun" demeleri ve çocukların koşuşturmaları, öğlenin sessizliğini yırtar. Kulağınıza neşeli çığlıklar, gülen çocuklar ve köpeklerin uluması dolup dolup çınlarsın. Akşamlarıysa, ıssız tepeleri keşfederken mavi karanlığı seyre dalabilirsiniz. Bir elinde bardakta çay, diğerinde bakkaldan yeni çıkmış taze ekmekler, gecenin sessizliğine bir 'iyi akşamlar' bile fısıldayabilirsiniz. Gündüzleri yaşadığınız o telaşın ardından, yıldızların altında kafa dinleyip kuş seslerini dinlemek; işte bu, Asarcık'ın dik köylerinde yağmur sonrası yaşanan sade ama dolu dolu anlardır. Burası sizin köyünüz, burada bir çay, bir de mis gibi toprak kokusu var. Daha »»»