Blog

Salıpazarı'nın Benzersiz Geleneği: Köy Ekmeği Yapma Günleri

Salıpazarı; tarihin sayfalarından fırlamış, dört bir yanını saran doğasıyla her mevsim yaşayan bir köy. Mevsimin ne olduğunu anlarsınız bu cennet köşede; kışı bembeyaz bir örtü kaplar, ilkbaharda ağaçlar çiçek açar, yazın yeşillikler içinde kaybolur, sonbaharda sarı yapraklarla dolu sepetler görürsünüz. Hepsi birbiriyle yarışırcasına taze ve bol. Ama hayatın en heyecanlı, en güleryüzlü ve en eğlenceli kısmı kesinlikle Salıpazarı’ndaki köy ekmeği yapma günleridir. Bu güzel köyde, pazartesi günleri pazardan alınan ürünler, Salıpazarı'nın kadınları tarafından sevgiyle hamura dönüştürülür. Salı sabahı, hala gece karanlığı altında, kadınlar bir araya gelir ve özenle yoğurdukları hamurlarını tandırın sıcaklığında pişirirler. Ekmeklerin tandırdan çıkardığı tütsü, tüm köyü saran bir neşe ve enerji dalgası oluşturur. Tandırın başında beliren çocuklar, yeni pişmiş ekmeklerin kokusuna kapılır ve ilk dilimlerini sıcak sıcak yerler. Köyün büyükleri, gençlerden aldıkları destekle kahvelerini yudumlarlar, unuttukları anıları anlatırlar. Cıvıl cıvıl çocuk sesleri, köyün ağaçlarına karışarak bütün köye yayılır. Evlerin bahçelerinde ise, genç kadınlar yeni bir gün için hazırlık yaparlar, ellerinde yoğurdukları ekşi mayalı köy ekmeği hamurunu sıcacık tandıra bırakırlar. Köy ekmeği yapma günleri, bir arada olmanın, paylaşmanın, işbirliği yapmanın ve dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir. Her Salı, köy meydanında toplanan kalabalık, birlik ve beraberlik içinde ekmek yapmanın güzelliğini yaşar. Bu güneşli gün, köyün çocuklarının gülüşleri ve anne babalarının emeğiyle daha da güzelleşir. Bir dilim sıcak köy ekmeği, içine sevgi ve el emeği katılmış bir ev yemeği ve bir çayın eşliğinde Salıpazarı’ndaki bu güzel günü bitirmek, herhangi bir lüks restoranla yarışabilecek bir mutluluktur. Haydi, bize katılın ve Salıpazarı’nda sevgiyle yoğrulmuş bu eşsiz deneyimi yaşayın. Bir sonraki köy ekmeği yapma günümüzde, bizi ve sıcacık ekmeğimizi tatmayı unutmayın! Daha »»»

Çarşamba Köy Düğününden Kalan Unutulmaz Anılar

Hatırlıyorum da bir yaz mevsimiydi, taşıdığı sıcaklıkla bizi düğüne davet eden güneşli bir Çarşamba günü. Bir memlekete has özgül kokusunun içinde yaşamak kadar güzel bir şey yok. Bu köy düğününde; kekik kokulu dağ havası, yüzlerdeki umut dolu tebessüm ve içten neşeli danslar, aklımızın en derin köşelerine kazınmıştır. Toprağın tuzu bu köyde hayat bulmuştu.Çarşamba köyünde ağırlıklı olarak, birlikteliği, dostluğu, komşuluğu simgeleyen düğünler hep birlikte yapılır. Bizim düğünümüz de böyle oldu. Düğüne davet edildik ve o özgünlüğü hissetmek içimizi farklı bir mutlulukla doldurdu. Düğün meydanı ahaliye ilan edildiğinde, sanki tüm köy bir anda ayaklandı ve hazırlıklar başladı. Çamasırlar yıkandı, bahçede dut ağaçlarının altında sofralar kuruldu. Sofralarda hamur açılıp, mantılar ve börekler yapılıyordu. Bu karşı konulmaz mis gibi hamur kokusu, etrafı adeta sarmıştı. Kocaman sac tepsisi kızgın ocakta bekliyor, ocağın başındaki teyze karışımını bekliyordu. Aynı zamanda köyün gençleri hüzünlü türküler eşliğinde seslendirmekte, köyün büyükleriyse onları dinlemekten keyif alıyordu. İnanılmaz bir tatlı telaşla başladığımız hazırlıkların ardından gelin ve damat davul zurna eşliğinde meydana getirildi. Minik kızlar, al basma gelinliğini ve gelin çiçeğini elinde tutan gelinlerinin arkasından koşuyordu. Anadolu'nun sevimli köylerinden bir köyden gerçekçi bir tabloydu ve bu görüntü kalbimizde unutulmaz bir iz bıraktı. Bu koca kalpli insanların, harika bir tabloyu bana ve belki de tüm davetlilere sunduğuna inanıyorum. Ve dedeler, anneler, torunlar, hepsi birlikte eğleniyor, o muhteşem gecede yer alıyorlardı. Tüm bu güzelliklerin yanı sıra, Çarşamba köy düğünlerinin apayrı bir tatları var. Her detay, her simge ve her figür, her gülen yüz ve hüzünlü göz, bu özel anın bir parçası oldu. Bu köy düğünü, bize yaşadığımızı hatırlatan ve ruhumuzu doyuran eşsiz bir deneyim oldu. Bir ömür boyu hatırlanacak anılarla dolu Çarşamba köy düğününün tadını çıkarın ve bu nostaljiyi tatmak için her zaman bir Çarşamba seçin. Daha »»»

Tekkeköy'de Gemi Yapımının Yankıları

Tekkeköy, Anadolu'nun masalsı köşelerinden birinde yer alır ve hikayesi, bu küçük kıyı kasabasının deniz sevdasını yansıtır. Yani, gemi yapımının gizemi ve muhteşemliği ile dolu bir yerdir. Burası, denizciliğin tarihine derinden bir bölüm sunan, baltaların ahşapta hırıltısını ve tuzlu deniz esintisini duyabileceğiniz bir yerdir. Burası, gün batımında kızıla boyanan tahta gemi atölyelerinde her geçen gün zanaatkârların emek verdiği, özenle cilaladığı ve tatlı tuzlu yelkenli gemilere yön verdiği bir yerdir. Atölyede geçirilen saatler, gemi yapımının bu kutsal geleneğini hayatlarında tutmak isteyenler için adeta bir meditasyon seansı gibi işlev görür. El yapımı kırlangıç düğümlerine, mükemmel parlatılmış maun güvertelere ve ağır, hoş kokulu çam kerestelerine hayran kalırsınız. Tekkeköy'deki insanlar da bir o kadar renklidir ve genellikle balıkçılıkla geçimini sağlayan bu insanlar, denize olan bağlılıkları ve gemiler konusundaki bilgileriyle sizi şaşırtabilir. Ali Usta'nın deniz öykülerini anlattığı meydan, genç Ahmet'in uçurtma yapımını öğrendiği çalıştay, Teyze Emine'nin fırınını ziyaret etmeye değer yerlerdendir. Bunlar, ruhlarını ve ellerini gemi yapımına adamış insanları anımsatan yerlerdir. İç mekanın kokusu, ağaç, deniz ve tarih kokusu vardır. Sabah erken saatlerde bile, denizden esen hafif bir briz, özgürlüğün kokusu gibidir ve bu çılgın yaşam tempomuzda nadiren bulabileceğimiz bir arınmayı sağlar. Yürürken, tahta iskelelerin gıcırdayışını, oluk oluk akan deniz suyunun çıplak ayakları yalayışını hissedebilir ve duyabilirsiniz. Gemi yapımcılarının gözlerindeki parıltıyı görebilir ve cesaretlerini hissedebilirsiniz. Onlar sadece gemi inşa etmiyorlar, hayallerini, umutlarını ve gelecekteki büyük seyahatleri de inşa ediyorlar. Tekkeköy gemi yapımının izlerini sürmek, hayalleriyle birlikte tarihle karşılaşmaktır. Olabildiğince çok sayıda denizci ve marangoz buraya gelip gemi yapma tutkusunu paylaşmaktadır. Tekkeköy, gemi yapımının hafızamızdaki kalıcı bir hatırası ve denizin bize sunduğu sonsuz mücadele ve serüvenlerin somut bir izidir. Sonuç olarak, Tekkeköy, denizcilik tarihindeki yerini işaret eden belirgin izlerle doludur. Gemi yapımının büyülü dünyasına dalmanın zamanı gelmedi mi? Bizim de bu özel köyde kendi gemimizi yapmamızın vakti gelmedi mi? Daha »»»

Salıpazarı Ormanları'nda Mantar Avcılığının Tatlı Heyecanı

Salıpazarı'nın serin ve bozulmamış ormanları, her zaman gür ve yeşil ağaçlarıyla hepimizi kendine çekmiştir. Buradaki doğal güzellik, özellikle de mantar mevsiminin geldiği sonbahar aylarında, mantar avı için sabırsızlanan yüzlerce yerel sakini için bir cennettir. Ormanın nemli ve toprağından yayılan hoş kokusu, aslında gizli bir hazinenin habercisidir: mantarlar! Her çeşit boyut, renk ve şekil bulunabilir. Sarı kanlı çintar, adını zarif yapısından alan kırlangıç kuyruğu, sert ve diri etli çam mantarı… tüm bu farklı türler, Salıpazarı ormanlarında mantar avının heyecanını ikiye katlar. Sabahın ilk ışıklarında, ormanın içine doğru yürüyüşe çıkarsınız. Bu sessizliği sadece ayak sesleriniz ve hafif bir rüzgarın esintisi bozar. Sonra belki çalıların arasında bir dalın hafifçe çıtırdaması, yüzlerinizi heyecanla birbirine çevirmenize neden olur. Şükürler olsun, ilk mantarınızı buldunuz. Mantar avı, herkesin birlikte gelip topladığı ve sonunda hepsini paylaştığı büyüleyici bir etkinliktir. Salıpazarı ormanlarında mantar toplamak, topluluğun birlikte olma ve paylaşma duygusunu pekiştirir. Salıpazarı'nın huzurlu ormanında mantar avına çıktığınızda, birden fazla şeye tanıklık edersiniz. Ormanın sakin yaşamını, belki bir tavşanın hızla geçişini, küçük bir kız böceği uçuşunu veya bir anlığına durup şakıyan kuşun serenadını dinlemek... Tüm bu deneyimlerin üstüne bir de mantar avının vereceği tatlı heyecanı ekleyin, işte size unutulmaz bir anı! Sonbahar Salıpazarı'na geldiğinde, ormanın derinliklerinde mantar arayanların gülümseyen yüzleri ve hikayeleri her yerde karşınıza çıkar. Bu sevimli etkinlik, neşeyi, mutluluğu ve topluluk olmanın güzelliğini paylaşmanın sıcacık bir yoludur. Şimdi, elinize sepetinizi alıp hemen mantar avına çıkmak için daha fazla beklemeyin. Kim bilir, belki ormanda size hangi sürprizlerin beklediğini hiçbirimiz tahmin edemeyiz! Daha »»»

Samsun-Bafra Otoyolu Boyunca Unutulmaz Bir Yolculuk

Samsun-Bafra otoyolunu kimileri sadece bir ulaşım yolu olarak görüyor olsa da, bu benzersiz yolu bilenler için sıradışı bir manzara turu anlamına geliyor. İçinizi ısıtan, size kendinizi evinizde hissettiren, hatta sizi geçmişinize götüren yerel unsurları, peyzajın ışık ve renkle dolu panoramasını unutmak neredeyse imkansızdır. Havaların güzelleşmesiyle birlikte serpilip yayılan buğday tarlalarının altın sarısı rengi gözlerinizi alırken, onların çıtır çıtır sesleri kulağınıza fısıldar gibi olur. Otoyolumuz boyunca mis kokulu çiçeklerin, yemyeşil ağaçların ve maharetli çiftçilerin tarlalarını süslediği geniş araziler seyahatinize anlamlı bir derinlik katar. Kendinizi bir an olsun şehir yaşamının yoğun temposundan ve karmaşasından uzakta hissetmek istiyorsanız, Samsun-Bafra otoyolu size tüm bu huzuru sunacaktır. Öyle ki, Şehirleşmenin hızla ilerlediği bu dönemde, Samsun-Bafra otoyolu boyunca süzülen bu tarla manzaraları size yaşadığınız bölgenin doğal güzelliklerini hatırlatırken, yerel halkın yaşam biçimi hakkında da önemli izlenimler sunar. Turgut Reis Mahallesi'ni geçerken, Teyze Meryem’in çürüyerek gitmeye yüz tutmuş evini de gözden kaçırmayın. Ya da Fatih Sokağı’nda renk renk toprağa dikilmiş taze çiçeklerin çığlıklarını dinleyin. Ve tabii ki, kırsal hayatın bu dinamik dokusuna dokunmanın en iyi yolu, Yeni Zeytinli’deki simit fırınını ziyaret etmek olacaktır. Burada Adem Usta’nın kişisel dokunuşuyla yapılan simitleri yemeden önce usta ellere saygıyla bir selam verin ve köyün sakinlerinin samimiyetini hissetmeye çalışın. Samsun-Bafra otoyolu boyunca size sundukları sıradan bir seyahatten daha fazlasıdır; bu, yerel yaşamın ve geleneklerin ayrıntılı bir portresi ve bölgenin kendine özgü atmosferinin tadını çıkarmanın bir fırsatıdır. Sonraki yolculuğunuzda, bir saatli bomba gibi acele etmek yerine, kendinize bir mola verin ve yol boyunca oluşan güzelliklerin tadını çıkarın. Daha »»»

Karadeniz'deki Balıkçı Limanlarında Bir Akşam

Güneşin kızıl alevleri batarken, Karadeniz’deki balıkçı limanları günlük karmaşasının yorgunluğunu hafif hafif üzerinden atmaya başlar. Balıkçılar, ağlarını ve ağızlarından çıkan hikayeleri toplayarak liman köşelerini doldurur. Ünye, Giresun, Sinop; hepsi birbirinden farklı atmosferleriyle, hafızanıza kazınacak manzaraları ve kokularıyla sizi bekler. Samsun'daki Mert balıkçı limanında bir akşam, belki de yaşayabileceğiniz en otantik deneyimlerden biridir. Denizin tuzunu burnunuzda hissedersiniz, kulaklarınız martıların ötüşüyle dolar. Küçük, tahta bir tezgahın önünde oturup, taze pişmiş hamsinin kokusunu içine çekmek, mis gibi Karadeniz havasını içine çekmek paha biçilemez bir deneyimdir. Tepede, güneşin son ışıklarının bir bütün olarak yok oluşunu seyrederken, balıkçılar hızla teknelerini toparlarlar. Komşu esnafın oğlu Ali, dükkanın önünü süpürürken mırıldandığı şarkıyı fısıldar denizin dalgalarına. Rize'deki Çayeli balıkçı limanında da aynı sıcak atmosferi bulacaksınız. Deniz kabuklarının ve taze limonların keskin kokusunun karıştığı bir hava, lezzetli bir mısır ekmek ve deniz mahsulleri kokteyli ile tamamlanır. Derin bir nefes alıp, huzurun ve denizin iç içe geçtiği bu ortama kendinizi bırakırsınız. Yanda, Yorgo Amca'nın bir gün daha güneşin batışına eşlik eden ezgisi yankılanır liman boyunca. Ardından, artık son bir iş olarak ağlarını toparlayan balıkçılar tek tek evlerine gider. Liman, hüzünlü bir sessizliğe bürünür. Balıkçı limanlarında akşam, bitmeyen bir şiir gibidir. Güneş batarken, şairin kaleminden dökülen son satırlar gibi, Karadeniz’in bu pitoresk balıkçı limanları bir hüzünle güne veda eder. Gözlerinizi kapatıp, bu limanlarda geçirdiğiniz bir akşamı hayal edin. Hafif bir rüzgarın denizden taşıdığı tuzlu hava, dudaklarınıza yapışan deniz kokusu, arkadan yükselen bir balıkçı türküsü… Hepsi, Karadeniz’in balıkçı limanlarında bir akşamın masalsı bir tablosunu çizer. Sonra anlarsınız ki; hayat, limandaki bir balıkçının ağları gibi, küçük detaylarla, küçük anılarla doludur. Bir Karadeniz limanında geçirdiğiniz bir akşam, bu anıların en güzelidir. Daha »»»

Tekkeköy'de Yelkenlerin Sesleri: Gemi Yapımının Uzun Hikayesi

Tekkeköy, Samsun'un gözde ilçelerinden biri; hepimizin bildiği gibi, bir gemi yapım merkezi olarak yerel bir itibara sahip. Bu rüzgarlı kasabadan gelen birçok gemi, iri gövdesi ve sağlam ağaç işçiliğiyle dünya genelinde denizcilere hayranlık uyandırıyor. Tekkeköy’ün küçük bir hatırasına doğru yapılan bu yolculukta, bu sakin yerin romantik ve ustalıklı gemi yapım sürecine dair izleri takip edeceğiz. Tekkeköy'ün dar sokaklarından geçerken, badem ağaçlarının tatlı kokusunu ve gemi atölyelerinden gelen belirgin ağaç kokusunu duyabilirsiniz. Kulaklarınızı dikkatli bir şekilde açarsanız, bir çekiç düşerken veya bir testere sürtünürken ağacın tenhasından çıkan melodik sesleri ayırt edebilirsiniz. Hemen her köşe başında, hayatını gemi yapımına adamış bir Tekkeköylüyle karşılaşabilirsiniz. Gemi yapım işçileri, zaman zaman merakla ziyaretçilere, "Gemimiz denize düştüğünde, gövdemiz de denize düştü demiştim," şeklinde geleneksel deyimlerle hikayeler anlatır. Belki de bu duygu, bir geminin yaratılması sürecinde, ahşabın şekillendirilmesi, geleneksel tekniklerle birleştirilmesi ve sonra en soğuk denizlerde bile sızdırmaz olmasını sağlamak için iyice cilalanmasıyla, her gemiye kalp atışının başladığı yerden hayat verilmesi gerektiğine dair bir inançtır. Tekkeköy'deki hanelerin çoğu bir zamanlar yalınayak dolaşan ve çıraklık yaparak işe başlayan gemi ustaları tarafından kuruldu. Aynı sokaklarda oynayan çocukların ağzından çıkan ''Bir gemi yapacağım.'' sözleri, bir rüyanın peşinden koşma ve Tekkeköy’ün gururunu devam ettirme konusundaki kararlılıklarını bizlere gösteriyor. Onlar ne yapıyor biliyor musunuz? Eski gemi yapım geleneğini ve sırlarını devam ettiriyor. Her gemi, kendi hikayesini anlatan bir dizi ses, koku ve anı ile birlikte denize iner. Tekkeköy'deki gemi yapımına derin bir saygı duyarak, hepimiz bu küçük kasabanın büyük kalbinin ve güçlü karakterinin bir parçası olma ayrıcalığına sahip oluyoruz. Hem kendi geçmişini hem de ülkenin denizcilik tarihini yansıtan bu cennet köşesinde yaşamak ve yaşamaya devam etmek büyük bir onurdur. Sonuç olarak, Tekkeköy'deki gemi yapım süreci, zanaatkarlıkla beraber bize köklerimizden aldığımız esintileri de getiriyor. Dolayısıyla bir Tekkeköylü her zaman için, ''İşte orası benim evim.'' diyecek ve merakla beklenen yeni bir geminin yelken açacağı o muhteşem anı hayal edecek. Daha »»»

Salıpazarı Ormanları: Mantar Avı Serüveni

Günaydın sevgili okurlar, bu haftaki yazımızda Salıpazarı'nın sakin ve huzur verici ormanlarına bir yolculuk yapacağız. Ruhunuzu özgür bırakın ve bize bu harika deneyimde eşlik edin, mantar avına çıkmak üzeresiniz! Salıpazarı’nın yemyeşil ormanlarında, kuşların cıvıltısıyla başlayan bir gün. Evden çıktığınızda gelen o taze, ıslak toprak kokusu… Kalbiniz hemen oraya gitmek için çarpıyor, değil mi? Belki de bu ormanda gizli bir hazine avına çıkmışçasınız, ancak hedefiniz altın değil, doğanın en lezzetli ve besleyici hediyeleri olan mantarlar. Salıpazarı ormanlarına adım attığınızda, etrafınızı kaplayan huzur veren yeşillikleri ve sizi karşılayan hoş ahşap kokuları hissedersiniz. Usulca, sessiz adımlarla ormanın içine dalar, ağaçların altında ve yaprakların arasında çeşit çeşit mantarları keşfedersiniz. Özellikle Çınar Yolu boyunca, Bukalemun Deresi’nin yanında en nadide mantar türlerini bulmanız mümkün. Hem Karadeniz'in hırçın dalgalarının sesi hem de ormanda huzurla esen rüzgarın melodisi kulaklarınızda çınlarken, kendinizi bir anda huzurlu ve ferahlamış hissedersiniz. Salıpazarı ormanlarına seyahat edenler genellikle Kırçiçeği Restoran’a uğrar, bir tür yerel meşhur olan ‘orman menüsü’nü denemek için. Yemekte ormanlardan toplanan taze mantarlar kullanılır. Hem turistler hem de yerel halk, ormanda topladıkları mantarları burada pişirtip afiyetle yerler. Tabii ki, ormanda mantar toplarken dikkatli olmalısınız. Her mantar yenebilir değil. Tanıdık bir tür toplayın veya bir uzmana danışın. Sağlığınızı riske atmayın! Sonuç olarak, Salıpazarı ormanlarında mantar avı, sadece lezzetli bir öğle yemeğini garanti etmekle kalmaz, aynı zamanda size huzur, dinginlik ve doğayla baş başa kalma şansı sunar. Umarım siz de bir gün bu muhteşem deneyimi yaşarsınız. Haftaya görüşmek üzere sevgili okurlar! Şimdilik hoşça kalın ve mantarlarla dolu bir hafta geçirmenizi dilerim! Daha »»»

Terme Deltasında Lahana Şenliği

Bir güz sabahı, Terme deltasının mistik sisleri içinde dikkat çeken bir renk cümbüşüne tanıklık edeceksiniz. Bahsettiğim renklerin büyük çoğunluğu yeşilin her tonunu temsil ediyor: özellikle lahanaların canlı ve taptaze yaprakları ile dalgalanan bu tablo, kokusuyla ve sunumuyla mest ediyor. Bir lahana satıcısının dünyası, nadiren yüksek sesle reklam yapan ama yerel lezzetiyle her zaman öne çıkan şirin bir cümbüş. Ünlü Terme lahanalarının serüvenini aktarmak için bu satıcılara yaklaştığınızda, onların keyifli konuşmaları ve hikayeleri, sizlere Delta'nın en içten ve samimi yüzünü gösteriyor. Vapur iskelesinin hemen yanında duruyor, adeta yörenin ruhunu sergileyen sebze tezgahları. Canlı yeşil lahanalar, diğer sebzelerin ve meyvelerin yanında zarifçe duruyorlar. Dikkatinizi çeken lahananın keskin, ferah kokusu, etrafındaki hava ile birleşiyor. Küçük bir kasabada yaşamanın ve aidiyet hissinin keyfini çıkarıyorsunuz. Bu yerlilerin arasında belirgin olan bir duruş: Hemen her satıcının lahanasını nasıl yetiştireceğini ve özellikle hangi türlerin en iyi olduğunu biliyor. Bu lahanaların altında gizlenen lezzetlerin farkındalar ve tadı bir kez damaklarınıza vurduğunda, aradığınız tadı kesinlikle bulduğunuzdan eminsiniz. İçerisinde belirgin bir gurur var, bu lezzetlerin doğduğu topraklar hakkında sohbet etmenin özel bir neşesi var. Terme Deltası'nda lahana satıcısının günlük hayatı, bu sessiz ve pitoresk yere ait öykülerle doludur. Buraya gelip yörenin ruhunu teneffüs edin, deltasının eşsiz manzarasına bakın. Tek bir lahana yaprağı ile sizi kucaklayacak bu nadide insanları ve onların lezzetli ürünlerini unutmayın. Fırsatınız olursa, bu arazilerde yetişen lezzetli lahanaları tatmanızı tavsiye ederim. Çünkü bu lezzet sadece Terme Deltası'na has. Daha »»»

Bafra Sahili’nde Tütün Havası

Karadeniz’de, Bafra’nın mis kokulu tütün tarlaları arasında huzur bulabileceğiniz bir yer var: Bafra Sahili. Kuzeyin gizli cenneti, doğanın kendine has renklerine ev sahipliği yapıyor. Bir yaz sabahı Bafra Sahili'nde uyanmayı hayal edin. Sabahın erken saatlerinde, güneş yavaş yavaş doğarken, uçuşan martıların sesleri, dalgaların hışırtısı ve tütün tarlalarının mis kokusunun harmanlandığı bir ahenk bulacaksınız etrafınızda. Kendinizi bambaşka bir dünyada hissedeceksiniz. Etrafta dolaşan balıkçıların, ‘İyi sabahlar’ demesiyle güne başlayacaksınız. Sahilde yürüyüş yaparken, tütün tarlalarından esen mis kokuları alacaksınız burnunuza. O an, sanki tüm dünyanın durduğunu ve sadece o güzel kokunun etrafınızı sardığını hissedeceksiniz. Balıkçı teknelerinin motor sesleri ve martıların çığlıkları, bu huzurlu tabloya eşlik ediyor. Tütün tarlalarının sarı, altın tonlarındaki yaprakları gün batımı ile birleşince görsel bir şölen oluyor. Çıtır çıtır tütün yapraklarının, tarlalarda dalgalanmasını izlemek gözler için bir nimet. Kim bilir belki bir tütün işçisi size el sallayacak, belki bir küçük çocuk koşarak size elinde bir tutam taze toplanmış tütün getirecek. Sahil kahvesinde otururken, denizin hafif mavi tonlarına karşı, tütünün doğal, topraklı kokusunu içinize çekip, gözlerinizi kapattığınızda, etrafınızda dönen hayatın ne kadar huzurlu olduğunu hissedeceksiniz. Tam da bu anda, her şeyin tadını çıkarıp, Bafra sahilinin sıcaklığını, samimiyeti ve kültürünü keşfetmiş olacaksınız. Bafra Sahili, tütün havasıyla sarıp sarmalayan, kendine has güzelliklere ev sahipliği yapan bir yer. Burada yaşanan her anı, her sesi, her kokuyu içine sindirerek, deneyimin tamamına varabilmek lazım. Bafra'da tütün havasını soluyup, sahilin büyüleyici manzarasını seyretmek hayata yeniden başlamak gibidir. Unutmayın, hayatın tadını çıkarmanın en güzel yolu, onu tam olarak hissetmektir. Bafra Sahili’nde sizleri bekleyen bu tütün havası, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayacak sizlere. Gezgin kalbinizdeki huzurun adresini bulacak, geleneksel Bafra havasını soluyacaksınız. Sonunda anlayacaksınız ki, Bafra'da her şey daha farklı, her şey daha güzel ve her şey daha huzurlu. Bafra Sahili'nde bir tütün tarlası kokusu hissetmek, hayatın en güzel anılarından biri olacak sizin için. Daha »»»

Karadeniz Limanlarında Akşamüstü Ziyafeti

Karadeniz balıkçı limanlarından birinde, sıcak bir akşamın güzelliğini hissetmeye ne dersiniz? Rüzgarın hafifçe saçlarınızı okşayışını, yakamozun denizi yalayışını, tuzlu hava ve balık kokusunun karışımını... Haydi, buyurun sizlerle bir geziye çıkalım... Giresun Limanı'ndayız. Gün batımı, portakal rengi bir örtü gibi uzanmış suyun üstüne. Geç vakitlerin sessizliği limanı sarmışken, balıkçılar kırmızı önlükleriyle, sessizce ağlarını denize bırakıyorlar. Limanda yoğunlaşan balık kokusu etrafı sarıyor, buna karışan tuzlu deniz kokusu ise huzuru getiriyor beraberinde. Giresun'un meşhur fındık kokusu da ara ara burnumuza geliveriyor, sanki orada, o limanda var olmanın bir kanıtı gibi. Kısa bir yolculukla Trabzon'a doğru yol alıyoruz. Trabzon'un kalabalığı, adeta bir koskoca yaşam ağı. Balıkçıların telaşı, çay bahçelerinde insanların keyifli sohbetleri, çay bardaklarının tıngırdaması... limanı saran bu gürültü, yaşamın sesi adeta. Denizden yükselen serin rüzgar, ısınmış taşların üzerinde hafif bir buhar yaratıyor, bir yandan da midye tüfeklerinden yayılan taze midye kokusu taşıyor bize doğru. Son durağımız ise Sinop. Sinop Limanı, huzurun ve sessizliğin ortasında, tıpkı bir resim gibi duruyor karşımızda. Sahildeki çay ocaklarından sıcak çay kokusu yayılıyor etrafa. Balıkçılar ve liman işçileri, yorucu bir günün ardından sırtlarını geriye yaslayıp, sigaralarını tüttürüyorlar. Yanlarından geçen kedilere bir parça balık atarak, sessizce onların oyununu izliyorlar. Sessizliği bozan tek ses, dalgalı denizden kıyıya vuran dalgaların sesi oluyor. Bu huzurlu anlarda zamanın durduğunu hissetmek işten bile değil. İşte Karadeniz, işte balıkçı limanları. Sadece balıkçı limanları değil bunlar, aynı zamanda yaşamlar, anılar, gelenekler... Kokularıyla, sesleriyle, renkleriyle... Bir akşam geçirdiğinizde unutulmaz bir hatıra oluyor, hafızalarda kalıcı bir iz bırakıyor. Belki bir gün siz de bir Karadeniz limanına gelir ve bir akşamüstü bu güzellikleri kendi gözlerinizle görürsünüz... Daha »»»

Salıpazarı Yaylası'nda Mükemmel Bir Kamp Gece

Salıpazarı'nda harikulade bir geceyi hayal edin. Yeşilin binbir tonunu barındıran ağaçlarla dolu, eşsiz güzelliklere sahip Salıpazarı yaylasının çarpıcı güzelliği. Gerçekte yaşamış olduğunuz bu muhteşem doğa tablosunu anımsayın. Bu deneyimi paylaşmayı sizinle çok isterim. Salıpazarı yaylasında gecenin derin karanlığında uyanırsınız ve karşınızda parıldayan yıldızlara bakarsınız. Bir elinizi uzatıp bu parlak noktaları tutabilir gibi hissedersiniz. Yıldızların beyaz ışığı, gecenin çıtırdadığı ve toprağın harika kokusunun doldurduğu hava arasında bir gerçeklik unsuru gibidir. Şehir ışıklarının olmadığı yerlerde, yıldızların takımyıldızları bile gözle görülür hale gelir. Taze çam kokusu, size yaylanın yerel yaşamının anılarını getirir. Kimi zaman yayladan gelen bir arkadaşınız olabilir; adı Ahmet olan yaşlı bir çoban belki de. Ahmet her zaman belirgin bir biçimde yerel bir çizgi roman karakterine benzemektedir. Sizi büyüleyici hikayeleriyle baş başa bırakırken, yüzündeki derin çizgiler gülümsemenize neden olabilir. Sabah, kuşların cıvıldamasıyla uyanırsınız. Bu, şehir hayatında genellikle gözden kaçan, ancak böylesi bir doğa harikasında unutulmaz bir deneyim olan bir ritüeldir. Sabah yürüyüşü, kuşların tatlı şarkıları eşliğinde, bir başka boyuta taşınmış hissi uyandırır. Her biri farklı renkte, şekilde ve özellikte olan çiçekler ve bitkilerin hoş kokularıyla karışan temiz havanın tadını çıkarırsınız. Yaylanın yerlisi Fatma Teyze'nin sabah erkenden hazırlamaya başladığı harika kahvaltısıyla güne başlarsınız. Taze pişmiş ekmek, yerel peynir ve domatesler, ev yapımı reçeller ve daha fazlası... Fatma Teyze'nin ellerinde büyülü bir şeyler var gibi görünüyor çünkü her bir yemeği şehirde yediğiniz herhangi bir kahvaltıdan çok daha lezzetli oluyor. Gece kamp ateşinin ışığı ve çıtırdaması, ahşapların yavaşça yanmasından gelen hoş kokusu ve kamp alanınızı saran huzur, hepsi birleşince kendinizi bir masalın içinde bulmanız kaçınılmaz oluyor. Bu yer hakkında daha fazla şey söylenebilir, fakat buradaki deneyimler sadece yaşayarak anlaşılabilecek türden. Ancak emin olabilirsiniz ki, Salıpazarı yaylasında bir gece geçirmek ruhunuzu yeniler ve sizi tekrar tekrar ziyaret etmeye teşvik eder. Görmeye, koklamaya, duymaya, hissetmeye ve yaşamaya değer. Bu güzelliklerin tadını çıkarmak için sizi de Salıpazarı yaylasına bekliyoruz. Daha »»»

Vezirköprü'nün Fındık Kavurma Lezzeti

Vezirköprü, muhteşem doğası ve zengin tarihiyle dolu bir yer. Fakat bugün, Samsun’un bu eşsiz köyündeki enfes lezzetlerden biri olan fındık kavurma hakkında konuşacağız. Vezirköprü, lezzet bakımından bir cennettir ve fındık kavurma bu cennetin el değmemiş bir köşesi gibi düşünülebilir. Fındık kavurmasının üretim süreci, Vezirköprü dağ köylerinin kalbi olan fındık ağaçlarında başlar. Fındık ağaçları, karşı konulmaz bir yemişin yanı sıra sıradışı bir manzarayı da beraberinde getirir. Gözlerinizi kapatarak, fındıkların kabuklarının yavaşça açıldığını, içerisinden çıkan mis kokulu fındığın kokusunu hissetmeye çalışabilirsiniz. Daha sonra, fındıklar büyük kazanlarda, odun ateşi üzerinde dikkatlice kavrulur. Kavrulma süresi, köylülerin kuşaktan kuşağa aktardığı bu geleneksel yöntemin en önemli noktasıdır. Ateşi çok yüksek tutmak veya fındıkları uzun süreli kavurmak, tatlarının dengesini bozar. Bu nedenle fındık kavurmasının mükemmel lezzetini sağlamak, Vezirköprü köylülerinin usta ellerine bağlıdır. Kavrulma süreci sona erdiğinde, fındıkların kabuklarını soyup hemen yemek için kullanabileceğiniz, taptaze bir fındık kavurması alırsınız. Fındık kavurması, hafif tuzlu, kıtır bir tatlılık ve fındığın asli lezzetinin mükemmel bir karışımıdır. Vezirköprü'deki insanlar, fındık kavurmasını çay yanına atıştırmalık olarak veya hatta zeytinyağlı yemeklere ekstra çıtırtı ve lezzet eklemek için kullanırlar. Fındık kavurma deneyimi, sadece lezzetli bir yiyecek yemekten çok daha fazlasıdır. Bu, bir tarihe, bir kültüre ve belki de en önemlisi, bir topluluğa ait olma hissidir. Vezirköprü dağ köyündeki bir fındık kavurması, bir hikaye anlatır; bir tarihi hikaye, bir aşk hikayesi ve belki de en önemlisi, bir aidiyet hikayesi. Şehrin gürültüsünden, karmaşasından uzakta, doğanın kalbinde yapılan fındık kavurması, mis gibi kokusuyla, mükemmel lezzetiyle ve anlattığı hikaye ile sizleri bekliyor. Daha »»»

Tekkeköy OSB'nde Bir Akşam: Liman Manzarası

Tekkeköy Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) geçen bir akşam, Samsun'un en huzur dolu saatlerinden birini yaşatır. Bu doğa harikası beldede, gün batımına doğru güneşin kızıllığı yavaş yavaş denizin üzerine düşerken, limanın eşsiz manzarasıyla karşı karşıya kalırsınız. Ve eminim ki Tekkeköy OSB akşamı liman manzarasını deneyimleyen herkes bu eşsiz güzelliği bir kez daha yaşamak isteyecektir. Liman çevresini adım adım gezerken, dalgaların taşları yıkarken çıkardığı hışırtıya eşlik eden martıların çığlıkları sizi adeta hipnotize eder. Tıpkı bir melodi gibi her tınısı ruhunuzu tatmin eder. Sıradan bir yer değildir burası; burası bir deniz fenerinin, balıkçı teknelerinin ve doğanın müziğinin iç içe geçtiği nadide bir mekan. Akşam yemeği için çeşitli lokantaları bulunan bölgede, deniz ürünlerinin özellikle tercih edilebildiği müdavimleri bol olan ve deniz manzaralı birçok mekan hizmet vermektedir. Denizden yeni çıkan balıkların kokusu, eşsiz manzaranın tadını bir kat daha artırmaktadır. Ayrıca Tekkeköy OSB, meşhur Samsun pidesinin de en lezzetli halini sunmaktadır. Sıcacık bir Samsun pidesi yemenin, bir yandan da liman manzarasını izlemenin keyfi başkadır. Sanki bir anlık kaçamak gibi… Çünkü bu eşsiz tad, ruhunuzu, gözlerinizi ve tabii ki midenizi hoşnut bırakacak. Sonrasında, limanda serin bir yürüyüş yapabilir ve sahilin eşsiz huzurunu soluyabilirsiniz. Tekkeköy OSB akşamını, hafif bir esinti ve limanın son derece etkileyici manzarası eşlik ederken geçirmenin keyfi ayrı bir güzelliktir. Denizin ve limanın büyüleyici atmosferi, stresinizi alıp götürecek, huzuru sizinle buluşturacaktır. İşte burası; her yönüyle sizi büyüleyen Tekkeköy OSB... Kendine has kokusu, manzarası ve huzuruyla, insana büyük bir mutluluk ve sükunet veren bir yer. Keşfetmeye, deneyimlemeye değer bir liman manzarası sunan bu yer, sizleri bekliyor. Her anın keyfini çıkarın, bu benzersiz yerin büyüsüne kapılın. O muhteşem Tekkeköy OSB akşamını, limanın eşsiz manzarasıyla bütünleştirin ve kendinizi unutulmaz bir hikayenin içinde bulun. Bir daha buradan ayrılmak istemeyeceğinizi fark edecek, Tekkeköy OSB ve onun liman manzarası sizde kalıcı bir iz bırakacak. Tekkeköy OSB, sizi bekliyor, hadi keşfe çıkalım! Daha »»»

Salıpazarı Yaylasında Bir Gece Kamp: Doğanın Kucağında Uykuya Dalış

Salıpazarı yaylasında bir gece kamp, insanı hayatın streslerinden ve yoğunluğundan alıp doğanın mistik kollarına bırakmanın en güzel yollarından biridir. Hava karardıktan sonra başlayan ormanın derinliklerine doğru sürüklenen huzurlu bir gece yürüyüşü, hayatın kargaşasını unutturur, içimizdeki sakinliği ve özlemi yeniden canlandırır. Civardan gelip de yaylada geceleri kamp kuranlar bilirler; buranın kokusu başkadır. Meşe ağaçlarının altında kurulan çadırların etrafını saran kekik kokusu, ızgaraların üzerindeki alabildiğine taze balıkların iç gıcıklığı, o anı mükemmel kılar. Hem de öyle bir mükemmellik ki, betimlemesi bile insanın içini ısıtır. Gece inerken kulakları dolduran çıtırdanın üzerine kurtların uluması, insanın ruhunu sarıp sarmalayan bir beste gibidir. İlk başta korkutucu gibi gelse de, kulak alıştığında insanı derin bir huzura sürüklüyor bu sesler. Kamp ateşinin çıtırdaması ve ısısıyla, en sıcak yaz gecelerinde bile insanın tenini ürperten serin yayla havası, yaşamak için bir sebeptir. Her sabahı kahvaltı hazırlarken mahallenin dedelerinin öyküler anlatmak için çevremize toplandığı, annelerimizin en taze yumurtalarını kırdığı bu sevimli çayırda, karşı komşumuz Fehmi Amca'nın sabahları ineklerini otlatmak için çıktığı tepenin görüntüsü, kim bilir kaç kişinin yüreklerinde gizli bir şiir olmuştur. Yayla sabahları içimize çektiğimiz tertemiz havanın enerjisiyle, gün doğumundan itibaren yaptığımız her aktivite, insanın içini canlandırıyor. Özellikle de Salıpazarı'nda konuşlandırılan çadır alanlarından birindeki derin bir uykudan uyanırken, köydeki caminin sabah ezanını duymak, özgür bir kuşun kanat çırpışları gibi hafifletiyor yüreği. Ne olursa olsun, bizi şehirden alan ve doğanın kalbine yerleştiren o tek gecelik kamp deneyimi, bir sonraki Salıpazarı yaylası ziyaretinin hayalini kurduruyor. Şehir hayatı, iş stresi, yoğun trafik ve bitmeyen sorumluluklar bir kenara, doğanın kucağına atılan her bir adım bize yeni bir umut, yeni bir neşe sunuyor. Bütün bu yaşanılanlar, özlenen bir Salıpazarı yaylası gecesi anısıdır. Yaylada bir gece kampı, doğa ile iç içe olmanın, doğanın kendine has kokularıyla dolup taşmanın ve huzuru bulmanın en muazzam yoludur. Daha »»»

Karadeniz Balıkçı Limanlarının Melodik Akşamları

Karadeniz’in coşkusu, enerjisi ve insana verdiği o muhteşem huzur her daim orada olan bir gerçek. Sanki bir baskı altında değil de, özgürce akıp giden bir hayatın parçası olduğunuz hissine kapılırsınız oradayken. Bu büyülü dünyanın en güzel zamanlarından biri de kuşkusuz limanlarında geçirilen akşamlardır. Rize'nin özellikle kalabalık olmayan, sakin ve dingin limanlarını gezip duruyorum bazen. Sahil yolu üzerinde akşam gezintilerine çıkıyorum. Rize'nin taze balıklarını satan dükkanlardan birinde durup, günlük avları görüyorum. Genelde hamsi, istavrit ve çinekoplar, hepsi tazecik, adeta denizden henüz çıkmış gibi. İçlerinden birkaçını alıyorum ve hemen kıyıda bulunan küçük bir restoranda yemek sipariş ediyorum. Tadına doyum olmaz bir lezzet; taze deniz mahsulünün ve Karadeniz hava ile lezzeti harmanlanıyor sanki. Akşamlarının en güzel sahnelerinden biri Karadeniz'in şehirlerindeki balıkçı limanlarında yaşanır. Güneş batıyor, denizden yükselen tuzlu hava, hafif rüzgarın eşlik ettiği huzurlu sessizlik limanı sarıyor. Balıkçı tekneleri limana dönüyor; çıngırakları çalıyor, martılar çığlık çığlığa, balıkçılar eğilip kalkıyor ve denizden çıkan balıkları kontrol ediyorlar. Bunun yanında balık satış noktalarında yoğun bir hareketlilik başlar. Rüzgarın yer yer taşıdığı balık kokusu, çay bahçelerinde yanan ateşin dumanı ve kıyıda çalan halk müziği, tüm bu detaylar o eşsiz Karadeniz atmosferini oluşturuyor. Belki birçok insan için balıkçı limanı sadece balık yakalamak ya da satın almak anlamına gelebilir ama Karadeniz'de bu limanların her biri ayrı bir dünya, ayrı bir öykü. Her köşesi ayrı bir yaşam sunuyor size. Denizin tuzu, balığın kokusu, sepetlerin dökülmesi, filelerin toplanması, tüm bu sesler bir sinfoni gibi geliyor kulaklarıma. Sonuç olarak, Karadeniz'in balıkçı limanları sadece balık satın almak için değil, huzur bulmak, denizi dinlemek ve kısa bir süreliğine de olsa hayatın telaşından uzaklaşmak için uğradığımız bir durak. O yüzden ben oradayken sadece huzur bulmuyor, aynı zamanda bu eşsiz güzelliği ve geleneklerini de takdir ediyorum. Her yeni akşam, yeni bir hikaye ve yeni bir deneyim sunuyor bana. Kendimi şanslı hissediyorum, çünkü Karadeniz'in limanlarında akşamlar bana göre gerçekten unutulmaz ve değerlidir. Daha »»»

Tekkeköy'ün Demiryolu Tarihinde Bir Yolculuk

Hani şu meltem rüzgarlarıyla serin, köy kahvesinin sıcak çayının samimiyetle dolu olduğu, gülen yüzlerin içtenlikle dolu olduğu bir yerdeyiz... Evet, Samsun'un nostaljik yüzü Tekkeköy demiryolu kasabasındayız. Tarih, güzelliği ve zarafetin buluştuğu noktada, unutulmuş hatıraların ve dingin hayatların iç içe olduğu kasabamıza hoş geldiniz. Kendinizi aniden demirin hışırtısına ve nostaljik vapur düdüklerine karıştığınız rüya gibi bir atmosfere bırakın. Hani sevdiklerinizle paylaşılan en güzel anılar, eski tren istasyonunda mis gibi kokan demir yolculuğunu çağrıştırır. İşte tam da burasıdır, Tekkeköy demiryolu, geçmişten günümüze değer katan ve hayatın yorgunluğunu omuzlarından atan halka sunduğu ayrıcalıklı bir yaşam alanı. Daha ilk adımınızı atar atmaz kasabanın içerisine, çayıranın kırlangıçlarının şen şakrak ötüşünü dinlersiniz. Öyle bir melodidir ki, bir anda sizi sarmalar ve bir nehir akıntısına kapılmışçasına sizi alır götürür. İstikametiniz bellidir, odun ateşinde pişen pideci Ahmet Amca'nın dükkanına... Ahmet Amca'nın dükkanının ardından sizi kasabanın ikinci uğrak noktası olan Gülizar Teyze'nin evi karşılar. Güllerle süslenmiş bahçede oluruna bıraktığınız zamanlar hayatın en keyifli anlarını oluşturur. Yaşanmışlıklarıyla kendine hayran bırakan Tekkeköy demiryolu kasabasını bir nevi zaman yolculuğuna çıkan bir gemiye benzetmek yanlış olmaz. Hüzün ve sevincin, gençlik ve ihtiyarlık arasındaki bu durağanlık, hafızalarda bir tür nostalji başlatır. Belki de bu yüzden, her yeni gün kasabamızda, güneşin doğuşuyla beraber yeniden başlar hayat. Çünkü bu toprakların her köşesi, bir zamanlar demiryoluyla geçilmiş uzun ve dolu dolu bir hayatın izlerini taşır. İşte bu, sizlere kasabamızın sıradışı anısını yaşatmanın sadece bir yolu. Geleceği unutulmuş bir geçmişte şekillendiren Tekkeköy demiryolu, kalbi her zaman misafirleriyle çarpan bir kasaba. Eksiksiz yaşadığınız her anı, her yeni gün sizin hayatınızda nostalji kahramanı olacaktır. Hem anılarınıza sahip çıktığınızı hissetmek, hem de unutulmaz zamanları keşfetmek için Tekkeköy demiryolu kasabasını ziyaret etmeye ne dersiniz? Daha »»»

Salıpazarı Yaylası'nda Unutulmaz Bir Kamp Gecesi

İç Anadolu'nun gözbebeği, doğaseverlerin adeta mekan tuttuğu Salıpazarı Yaylası, kamp tutkunlarının uğrak noktası olmuştur. Öyle bir etkisi vardır ki, bir kez gelen bir daha veda etmek istemez. Güneşin ilk ışıklarıyla gelen kuş cıvıltılarına uyandığınızda, dağların ve ormanların kokusu içerisinde mis gibi bir kahvaltı eder, çayınızı yudumlarsınız. Size öyle bir mutluluk sarar ki, şehirdeki bütün gürültü, stres ve yoğunluktan uzakta kendinize geldiğinizi anlarsınız. İşte tam da böyle bir gün için, Salıpazarı Yaylası'nda bir gece kamp yapmayı sizlere anlatmak istiyorum. Kamp alanına ilk adımımızı attığımızda, bizi samimi ve sıcak bir ortam karşıladı. Yerel halkın güler yüzü ve hoş sohbeti, yaylanın çiçekleri ve yeşilliklerle sarılmış doğal güzellikleri ile öylesine iç içeydi ki, sanki hep orada yaşamış gibi hissettik. İkindi vakti geldiğinde, yaylanın koyunları otlatan çobanın ney sesleri, Salıpazarı yaylasının tepelerini kaplayan çam ağaçlarının hafif rüzgâr ile dansı, bizleri sanki farklı bir dünyanın kapılarını açtı. Geceye geçerken, Şavak köyünden aldığımız odunlarla kamp ateşi yaktık. Etrafta yanan ateşin çıtırtısı ve ormanın gizemli sesleri, yaylanın taptaze havası ve serin esintisi bize doğa ile adeta bir symfoni yaşattı. Etraf karardıkça, yıldızların parlak ışıkları gecemize aydınlık verdi. Ayazma çeşmesinden getirdiğimiz soğuk suyu, Kocabük teyzemizden taze alınan organik sebzelerle birleştirip sağlıklı bir akşam yemeği hazırladık. Yerel halkın dost canlısı tavrı, ormanın eşsiz güzelliği, yaylanın serin havası, koyunların çan sesleri, kamp ateşinin çıtırtısı ve tüm bu doğal güzellikler eşliğinde baş başa kaldığımız gökyüzünün altında geçen o gece, hiç unutamayacağımız bir anı olarak kalacak. Sabaha karşı uyandığımızda, çadırın kenarından süzülen güneş ışığı ve serin yayla havası ile büyülendik. Doğa bize kucak açmış, yeniden keşfetmemiz için sakin bir sabah vaad etmişti. Salıpazarı Yaylası'ndaki o bir gece kamp hayatımıza bu denli etki bıraktı ki, gönül rahatlığıyla tekrar tekrar geri dönebileceğimiz bir adres oldu. Yaylanın sesi, tadı ve dokusu, hâlâ hafızalarımızda yer ediyor. Salıpazarı Yaylası'ndan dönüş yolunda, içimizdeki doğaya olan sevda daha da alevlendi. Unutamayacağımız o geceye tanık olan Salıpazarı Yaylası'nda, hem kendi iç sesimizi dinleyip, hem de doğanın kalbine kulak verdik. Bu gezinin ardından, kamp yapmayı daha da sevdik, daha da tutkun olduk. Belki bir gün, Salıpazarı Yaylası'nda yine bir araya geliriz. Belki de, siz de bizim gibi, bir Salıpazarı efsanesine katılırsınız. Tıpkı bizim gibi, o eşsiz güzelliklerin keyfini çıkarırsınız. Gelin, siz de Salıpazarı Yaylası'nın dokusunu, kokusunu, havasını soluyun. Bu gezginin öyküsü burada biter ama Salıpazarı Yaylası'nda başlayacak sizin yeni hikayeniz var. Daha »»»

Yeşilırmak Boyunca Sıcak Bir Yolculuk: Ova Kahveleri

Haydi gelin, bizimle birlikte Yeşilırmak boyunca eşsiz bir yolculuğa çıkalım. Bu yolculuk, hoş sohbetlerle dolu sakin köy kahvehanelerinden, o eşsiz kokulara, kahkahalara kadar her şeyi içinde barındıran o güzel ova kahvelerine doğru olsun. İlk durağımız olan Çarsamba, büyüleyici güzellikleri, doğal zenginlikleri ve tabii ki o eşsiz ova kahvesiyle karşılıyor bizi. Kahvenin közde pişen mis gibi kokusu, damağınıza bambaşka bir tat katıyor. Tabi ki bu güzellikleri yaşarken çınarların altındaki tahta masa ve sandalyelerde, köyün dedelerinden birinin tavla atma sesleri ve gençlerin futbol maçı coşkusunu izlememek elde değil. Dereyolu üzerinde ilerledikçe, köy kahvesinde yudumlanan sıcacık bir çayın, yaprakların arasından süzülen güneş ışığının ve rüzgârın hafif hafif esintisinin sizleri karşıladığını hissedeceksiniz. Bu köylerde yaşayan herkesin sıcakkanlılığı, misafirperverliği ve neşesi karşısında etkilenmemek imkânsız. Sırada Kumru var. Küçük, huzurlu ve sıcacık bu kasabada dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile. Yeşilırmak'ın bu kasabaya verdiği enerjiyi hissettiğinizde, huzur ve mutlulukla dolacaksınız. Kumru’nun şirin ova kahvesinde ise en güzel hikayeler, en tatlı muhabbetler yapılıyor. Buradaki yaşlılarla yapılan bir sohbet, size hayat hakkında bilgece dersler verebilir. Ve son olarak Atakum. Muhteşem manzarası ve huzur veren atmosferiyle ova kahvesi, herkesi kendine hayran bırakıyor. Yeşilırmak'ın sesinin, kuşların cıvıltısının arasında, siz de bir kahve yudumlayarak bu güzel yolculuğun keyfini çıkarın. İşte bu yolda, Yeşilırmak boyunca ova kahvelerinde geçen bir gün, insana doğanın, hayatın, dostluğun ve tabi ki en önemlisi lezzetli bir kahvenin ne demek olduğunu öğretiyor. Böylece, güzel bir akşamı, bu muhteşem yolculuğun ardından kendinizi Yeşilırmak'ın maviliğinde kaybederek tamamlayabilirsiniz. Bu eşsiz yolculuğu deneyimlemek için, sizleri de Yeşilırmak boyunca ova kahvelerine bekliyoruz. Daha »»»

Vezirköprü'nün Kalbinde Fındık Kavurmanın Büyüsü

Sabahları, güneş ufuktan doğup Vezirköprü'nün dağ köylerini aydınlatmaya başladığında ilk duyduğunuz ses, uyanmış olan doğanın sesi olacaktır. Üzerinde kuş cıvıltıları ve rüzgârın hışırtısı eşlik ederken, bu senfoniye dahil olan başka bir nota daha vardır - fındık kavurma! Ah, evet... Bu küçük köyde fındık kavurmanın büyülü aroması tüm sokakları kaplar. Bir sabah namaza kalkmış adamın, davetkâr bir fındık kavrulmasının kokusunu içine çekerek kendisini tanımlayan nefesi, hikayemizin başlangıç noktasıdır. Buradan, Vezirköprü'nün taş evli, sevimli dağ köyünün dar sokaklarından aşağı doğru ilerledikçe, bu güzel aromanın kökenini ararız. Fındığın ana yurdu olarak bilinen Karadeniz Bölgesi’nin, tüm görkemiyle sergilendiği bir yer burası. Buranın sakinleri, geleneksel tarzda fındık kavurmayı yüzyıllardır devam ettiriyor. Kimi zaman büyük bir dikkatle odun ateşi üzerinde, kimi zaman da modern mutfaklarda taneleri titizlikle seçilen fındıklarla gerçekleşir bu büyü. Köy meydanında sergilenen bu sanat, yaşlılar, çocuklar, gençler... herkesi bir araya getiren bir etkinlik haline gelmiştir. Bir köy çocuğunun çıtır çıtır fındıklarını yerken çıkardığı ses, fındık kavurmanın gelenekselleşmiş ritmine eşlik eder. Kavrulan fındığın çıtırtısı, rüzgarın hışırtısını ve kuş seslerini aşar. Hızlıca kavrulan fındık tanelerini bir tencereye dökerken oluşan ses, davul sesleri gibi yankılanır. Bu nağme, fındığın en belirgin sesidir. Geleneksel fındık kavurma ritüeli, kavrulmuş fındıkların çıtır çıtır olana kadar döndürülmesini ve ardından soğumaya bırakılmasını içerir. Ardından fındıklar, içinde bulunan her bir parçacığı çıtırtı ve kokusuyla deneyimlememiz için bize sunulur. Vezirköprü dağ köyündeki fındık kavurmanın büyüsünü takdir etmek için, ağızda dağılan fındığın lezzetini tatmış olmanız gerekir. Burada, fındık tat ve doku olarak tam bir şölen sunar. İçine alırsınız, dişlerinizin arasına kıyafet giydirmiş gibidir; önce çıtır, sonra yumuşak ve en sonunda lezzetli bir tat bırakır. Bu lezzetlerin büyüsü, ağızda uzun süre kalır ve köye duyulan özlemi her daim canlı tutar. Bu, Vezirköprü'deki dağ köyünün fındık kavurmanın sessiz ama güçlü bir özelliğidir. Bu köy, fındıklarla yaşayan ve nefes alan, kuş sesleri ve fındık kavrulması arasında huzur bulan sakin bir mekandır. Kısacası, fındığın ve insanların birbirine karıştığı bu eşsiz lezzetli nokta, Vezirköprü dağ köyünde fındık kavurma, adeta bir yaşam biçimidir ve buranın sakinleri için vazgeçilmez bir öğedir. Vezirköprü, fındık kavurma denilince aklımıza ilk gelen yerlerden birisi olmayı hakkıyla başarıyor. Fındığın başkenti Vezirköprü'nün dağ köylerinde fındık kavurmanın keyfini çıkarmak, tatil planlarınızda bulunmalı. Unutmayın, yaşamak için deneyimlemek gerekir ve fındık kavurmanın büyüsü, en iyi yerinde, yani Vezirköprü'nün dağ köylerinde yaşanır! Daha »»»